29 Nisan 2012 Pazar

Fenerbahce Mucizesi! / Bedri Baykam

Fenerbahce kendisi icin hayati onem tasiyan maca Alex ve Saw un sakatliklari disinda Emresiz baslarken aklima takilan soru suydu: Turk futbol tarihinin asirlik omrunde daha once Emre'ye oldugu gibi cumartesi teblig edilen bir tedbir karari gormus muydu? Yoksa bu da Fenerbahce'ye karsi olusan genel "ozel yetkili" durumlarin bir devami mahiyetinde miydi? 

Fenerbahce maca oyun kurucudan yoksun olmanin getirdigi stresle basladi. bir ise yaramayan yaraticiliktan yoksun sozde dikey paslar ve kimin ne ise yarayacaginin anlasilamadigi Bir genel belirsizlik suruyordu. Mac olagan bir orta saha el ense hareketleriyle devam ederken, Edu'nun Volkan'a yaptigi sakatlayici faul akil almaz bir provakasyondu. Neyse ki on dakika acilar icinde kivrananVolkan ayaga kalkabildi. Besiktas oyunu gereksiz yere gerip sari kartlari biriktirirken Fenerbahce ozellikle ileri hatlarda yildiz oyuncu eksikligini seri kosular ve bolgesel yardimlasmalarla da bir turlu gideremiyordu. Baroni'nin 30m den kullandigi zimba frikigin Rustu'nun elinden ve direkten disari cikmasi buyuk sanssizlikti. 

İkinci yarinin basiyla dramatik enstanteler birbirini takip etti. 52. Dakikada Stoch'un ortasina Caner'in vurdugu nefis voleyi Rustu akil almaz bir refleksle cikardiktan sonra, hemen ardindan İbrahim Toraman'in kafayka indirdigi topu Egemen 1 metreden aglara birakti. Besiktaslilarin gol sevinci henuz gecmeden Stoch'un yerden Rustu'nun soluna mihladigi muhtesem frikik sari lacivertlilere beraberligi getirdi. Volkan'in 74. Dakikada Quaresma'nin nefis trivela sutunu parmaklarinin ucuyla cikarmasi tatli bir mucizeydi. Macin sonlari yaklasirken Besiktas sasirtici bir sekilde orta sahayi eline almisti ve defalarca Fenerbahce kalesini bunaltti. Ancak ikinci yarida gec de olsa dogru degisiklikleri yapan Kocaman, sari lacivertlilerin ya hep ya hic seklinde golu dusunen Bienvenue ve Dia'nin da katkilariyla oyunu kritik dakikalarda inancla Besiktas ceza sahasina indirmis oldu. Stoch'un kornerinden dogan karambolde Egemen nefis bir kafayla (!) ust aglari bulurken Galatasaray'in sampiyonlugu icin ugrasan tum Trabzon camiasinin ahini almis oldu! Sahi Burak'in neden cumartesi oynamadiginin mantigini izah edebilen beri gelsin! 

Fbahce, onca eksigine ragmen bu maci kucuk mucizelerle lehine cevirerek Turkiye'nin ucte ikisine soguk terler dokturmeye devam etti. Helal olsun!

26 Nisan 2012 Perşembe

FENER’İN MÜKEMMEL KOŞUSU… / Bedri Baykam


Herhalde Eylül ayı başlarında lige henüz start verilmemişken hiç kimse, sarı-lacivertlilerin bu sezon hem ligde hem kupada finale çıkacağını tahmin edemezdi. Ama bu aynen böyle oldu. Ligde süper finalde GSaray’ın ensesine yapıştıktan sonra, dün de kupada Karabükspor’u saf dışı bırakarak finale çıktı. Bu gerçekten takım ruhu ve dayanışmasının, azmin zaferi her şeyden evvel.
Sürekli kupa başarısızlıkları espri konusu olan Fenerbahçe aslında kupada hiç de fena istatistiklere sahip değil. 14. Kere finale çıkan sarı lacivertliler, Kupanın ebedi puan cetvelinde en az ilk üçte yer alıyor. Hatta 2. çıksa şaşırmam. Ama tarih finalde kaybedenleri hatırlamak istemiyor. Umarım 50. Yıl finali farklı olsun! Çünkü tarihin bu yıl bu takımın verdiği olağanüstü savaşı her açıdan kayda alması lazım!
Fenerbahçe maça çok iyi başlamadı. Daha önce ligde kendisini deplasmandan yenmiş olan rakibine karşı her şeyden önce temkinli oynamak istiyordu. Sarı lacivertliler maça yarısı yedek sayılabilecek oyunculardan kurulu kadrosuyla çıktı. Orhan Şam’ın sağ taraftan yaptığı bindirmeler sarı lacivertlileri biraz hareketlendirirken Karabük, Mehmet Yıldız ve Cernart ile gol yollarını kovaladı. Yılın dışlanmış oyuncusu ve bana göre Fenerbahçe’nin öz altın değeri olan Semih Şentürk 36. dakikada kendi yaptırdığı frikiği 1. sınıf muhteşem bir vuruşla gole çevirirken O’nun adına ne kadar sevindiğimi anlatamam. Semih bu golüyle finalin kapısını açarak umarım kontratının uzamasının önünü açtı.
Maçın 2. Yarısının hemen başında Karabük’ün tecrübeli santrforu Mehmet Yıldız’la karşı karşıya kalan kaleci Mert, bu golü kurtararak maçın gidişatını kurtardı. Zaten hemen ardından Dia’nın ayağından ağlara giden golle de maç koptu gitti. Oyunun geri kalan dakikalarında, sarı lacivertli oyuncular, son haftalarda giderek artan form grafiklerini teyid edercesine mükemmel şekilde kurdukları üçgenler ve pas grafikleriyle tam puan aldılar. 3. bir gol getiremese de 2. Yarıdaki oyunlarıyla sarı lacivertliler 2 kupaya birden ulaşmaya hazır olduklarını dosta düşmana duyurdular. Bu başlı başına unutulmaz bir performanstır ve umarım hak ettiği taçlandırmayı bulur.  

24 Nisan 2012 Salı

Balyoz Davası Yürek Burkuyor… / Bedri Baykam / 24 Nisan 2012 tarihli Cumhuriyet makalesi..


Değerli okurlarım, haftada bir yazarak Türkiye’nin çılgın gündemini yakalamam çok zor. Öncelikle her birinizin ve sevgili çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlarım. Size iki hafta 12 Eylül’ü yazdım; o aradaki günlerde Sanatçılar Girişimi’nden dostlarımla beraber Silivri’ye gittik. O gün daha çok Ergenekon 2 davasını izledik. Ümit Zileli ile Balyoz davasını da izleme fırsatı bulduk. O gün belleğimize kazınan görüntüler inanılmazdı. Yüzlerce her rütbeden subay, içlerinde sessiz tepki, suratlarında gururlarını elden bırakmayan kararlı ifadeleri, kimi arkalarına döndükleri anlarda da sevgili ailelerine, eşlerine, çocuklarına, sevgililerine attıkları aşk dolu bakışları… Elimizde maalesef o mantık dışı anların görüntüleri olmayacak. Nedeni meçhul! Bunlar iddia edildiği gibi demokrasi düşmanları hakkında davalar ise, o zaman “ibretlik” diye takip edilmeleri gerekmez mi?
Bugün beynimi alt üst eden ve belki otuz sene sonra bir yönetmenin tekrar kurgulayıp insanlık onurunun arşivine teslim edeceği bu görüntülere, şayet Silivri’ye gitmezseniz hiçbir zaman ulaşamayacaksınız! Bugün yazım için üç subayımızın basına ulaştırdıkları savunma metinlerinden birkaç bölüm seçtim; mecburî kısaltmalarım için özür dilerim.
“Ben bir yılı aşkın bir süredir Hasdal Askeri Cezaevinde tutuklu Tuğamiral Turgay Erdağ. Bir yıldır eşimi ve 12 yaşındaki oğlumu ayda bir kez görebiliyorum. Bir kez ve sadece bir saat. Seksenli yaşlarını yaşayan anne ve babamı bu bir yılda sadece bir kez görebildim. Biz neden tutuklandık, biliyor musunuz? Delillerin iki yıldır toplanamamış olması nedeniyle tutuklandık. Henüz toplanamamış delilleri karartma ihtimaliyle tutuklandık. Bulunduğumuz mesleki konum nedeniyle tutuklandık. Hepimiz kendi irademizle koşa koşa yargı karşısına geldiğimiz halde kaçma şüphemiz olduğu için tutuklandık. Suçlandığımız konu, yasadaki katalog suç tanımı içinde yer alıyor diye tutuklandık. Bizi suçlayan sözde delillerin sahte olduğunu 1500’den fazla maddi olgu ile kanıtlamamıza, yurt içi ve yurt dışı üniversite ve bilimsel kuruluşlardan bu dijital verilerin sahte olduğuna ilişkin raporlar almamıza rağmen, hakkımızda kuvvetli suç şüphesi olduğu için tutuklandık.(…) Gelin; hani biz camileri bombalayacaktık ya, o bombalamayı yapacağı iddia edilen insanların, bu iddiayı nasıl rezil ettiğini görmeye gelin.“
Kurmay Albay Murat Özenalp’ın ifadesi:
“(…)Diğer bir husus ise dava sürecinde her gün televizyon ve gazetelerde sözde demokrasiden, insan haklarından ve hukukun üstünlüğünden bahseden ön yargılı bir kesimin bizleri toplumun önünde yargısız ve hevesle infaz eden ilk kişiler olmasıdır. (…) Toplumun bir kesiminin kafasında var olan ‘Askerdir, vardır bir şey’ gibi gerçeği perdeleyen ön yargılardan faydalanılarak ‘cami bombalayacaklardı, kendi uçağımızı düşüreceklerdi’ gibi tamamen uydurma dijital verilerle kamuoyunda öyle yoğun bir algı yaratıldı ki ‘acaba’ bile denmesine fırsat bırakılmadan halkımız suçlu olduğumuza inandırılmaya çalışıldı. (…) Tüm bu gelişen olaylar karşısında insanın ‘karar verilmiş, mahkeme bir formalite’ diye düşünmemesi mümkün mü? “
“Ben BALYOZ davası sanıklarından Tuğamiral Ali Sadi Ünsal. 7 aydır tutukluyum. (…) Keşke CMK 183 kısıtlaması olmasa da altında 50.000 kişinin imzası bulunan ve davaların TV veya radyodan canlı yayınlanması talebini içeren öneri gerçekleşebilse. Bu davalar bir gün dâhi canlı yayınlansa Türkiye’de algılar değişecek ve kamuoyu tüm gerçeği görecektir. (…) Donanma Komutanlığı İstihbarat ve İKK Şube Müdürlüğü’nde 06 Aralık 2010 tarihinde yapılan aramaya ilişkin her şeyi kamuoyu bilmiyor. Özellikle bir kısım televizyon yayınlarında tekrar tekrar verilen arama görüntüleri ve bu görüntülere yapıştırılan ‘şehvetli’ yorumlar taraflı gazeteler ve sosyal medyanın da desteği ile ‘kamuoyunda yanlış ve tek yönlü algının’ oluşturulmasını sağlamış, böylece bu olayın gerçekliğinin sorgulanması önlenmiştir. (…) Şimdiye kadar başka davalar kapsamında birçok askeri personelin evleri/lojmanları yatak odalarına varıncaya kadar didik didik aranırken, bu operasyonda soruşturma “CASUSLUK” olmasına rağmen askeri veya sivil savcılar tarafından anılan şubede görevli 8 personel ile kontrolsüz denetimsiz kalmış ‘meşhur odaya’ girebilecek konumda olan MEBS ve Harekât Başkanlığı personelinden hiçbirinin şahsi bilgisayarları incelenmemiş, evleri, arabaları aranmamış ve DNA SWAP ve parmak izleri alınmamıştır.”

22 Nisan 2012 Pazar

Fener'in Arena zaferi. / Bedri Baykam

Bazi maclar, ne diyorduk, futbolun kat be kat otesine tasarlar. İste bu mac onlarin sahiydi! Kimbilir Aziz Yildirim Metriste nasil kutladi bu zaferi!
Casusluk filmlerinde "uyuyan ajan" diye bir sey vardir. Bir gorev alir ve bir kente gidip "is" gelene kadar, kendini unutturup kalabaliga karisir. Ta ki gorev ani gelene kadar... İste 17. dakikada o ana kadar yoklari oynayan ajanimiz Alex aniden uyanir ve tilsimli vurusla gorevini ifa eder. O nefis ara pasla ceza sahasina dalan Ziegler, naz yapmadan, penalti aramadan, vurusunu koseye birakir.. Neden mi penalti aramadigini soyleme ihtiyaci hissettim? Herhalde GSaraylilarin uc dakikada bir Hakemden penalti, kart, faul dilenmelerini gormekten usandigim icin.. İhtiyaci var miydi buna sari kirmizililarin? Aslinda hayir. Macin ilk yarisinin mutlak hakimiydiler. Hizli verkaclarla ozellikle soldan ve ortadan aktilar Fener kalesine. Ama 11 sutun yalniz dordu kaleyi bulurken, kalesinde her zamanki gibi guven sacan Volkan'in varligi onlar adina ciddi sorundu. Volkan 42. Dakikada sakatlandi ve hatta degistir isareti bile verdi. İcimden "su son 3-4 dakika umarim ona pek top gelmez dedim. Sen misin bunu dusunen? Galiba 4 kere daha zorlandi kalan dakikalarda Volkan ama sonucta soyunma odasina gol yemeden gitmeyi basardi. Aslinda Muslera da Baroni nin nefis sutunu doksandan cikarmasa, ilk yari 2/0 bile bitebilirdi. Hem de Fener yanliz iki sut atmisken!
İkinci yariya GSaray yine hizli basladi. Volkan in Necati nin ayagindan yerde cizgide kurtardigi top akillara ziyan bir pozisyondu. Sonra sari kirmizi baski yetmiyormus gibi devreye hakem girdi. Ust uste taclari komik sekilde GSaray a vermeler, yaratilan frikikler, uydurulan kartlar.. Sonunda hakemin tek kalesi sonucinu verdi ve faulle ilgisi olmayan pozisyonda Selcuk frikigi doksana asmayi basardi. Bundan birdakika sonra gelen pozisyonda Aydin 1 saniye farkla bos kaleyi kacirinca devreye Stoch girdi. Fener in cok ender yaptigi kontrataklardan birinde karsi karsiya golu sasirtici bir rahatlikta filelere birakti. Geri kalan 17 dakika Tum Turkiye icin kalp krizi vesilesi olmaktan oteye gecemedi ve ne Fener de panik hatalari ne GSaray' da eriyen dakikalara kattigi bas dondurucu hiz bir ise yaradi! Bu, Fenerbahce'nin sampiyonluk kosusunun ritmini fazlasiyla hissettiren bir macti... Macin yildizi Volkan ve tum sari lacivertli dayanisma idi...

17 Nisan 2012 Salı

12 EYLÜL YALANLARI VE ÇELİŞKİLERİ (2) / Bedri Baykam / 17 Nisan 2012 tarihli Cumhuriyet makalesi..



Ben 12 Eylül etrafında yaratılan yalanlarla yüklü bulutun 2. yazısını yazamadan, gündem bu sefer 28 Şubat davasına kilitlendi. Aslında ikisinde de sistem farklı değil. Hep, birilerinin önyargılı ve hışım dolu tavırlarıyla “geçmiş” masaya yatırılıyor ve “yüzleşiyoruz” masalıyla belirli bir hedef doğrultusunda dava hemen şekillendiriliyor: Daha başlamadan filmin sonu belli! Hemen medya özel jürileri kuruluyor ve kamuoyu fazla itiraz edemeden mahkeme genel gidişatına şartlanıyor. Gerisi, her konuda bilinen tiyatroların devreye sokulması. Ergenekon, Balyoz, OdaTv, 12 Eylül, 28 Şubat… Ya da yarın şizofreni daha da tavan yaparsa 27 Mayıs veya… 1923! Hepsi aslında aynı torbaya hizmet ediyor: Cumhuriyet tarihinde ister 90 yıl ya da üç saat önce yaşanmış her şeyi, “laik” Türkiye’de İslamcıların görmek istediği gibi yeniden yorumlamak ve bunun sonucu olarak Cumhuriyet tarihinde yaşanan neredeyse her hükümeti “suçlu” ve “demokrasi haini” ilan etmek. Tabii “mağdur” Menderes, Özal, Erbakan ve AKP hükümetleri hariç! Sonuçta Ordu da, CHP de, İnönü de, hatta sağda Demirel de, Mesut Yılmaz da, aynı suçtan (!) muzdarip. “Laik Cumhuriyeti korumak için önlemler almış (ya da aslında alamamış (!)) olmak” Hemen ardından hükümetin yaratıcı suçlamalarıyla “nasıl din düşmanlığı yapıldığı, demokrasiye ihanet edildiği” birbiri ardına sıralanıyor. Sonuçta bugün gücü eline geçiren grup, ülkeyi istediği gibi yönetmekle kalmıyor, geçmişimizde yaşanan her şeyi inkar yoluyla kendine malzeme üretmek için eski günlerin seçmenlerini suçluyor!
Geçen hafta söylediğim gibi, tarih bu iktidar kadar, bir ülkeyi salt geçmişte yaşatarak şizofrenik travma eşliğinde altını üstüne getiren başka bir toprak görmedi. 15-30-60 yıl önceki şartlarda yaşananları, yapılmış yorumları geriye dönük şeytani cadı avı suçlamalarına dönüştürme performansını, bugüne kadar en sağ faşistler veya en uç solcular bile becerememişti!
Fransa’ya demokrasi ve düşünce özgürlüğü dersi veren hükümetimiz, iki kuşak önce yaşanmış olaylara getirilen ve dönemlerinde genel kabul görmüş yorumları “suç”a dönüştürerek, dünya kamuoyunun alay konusu ve “anakronizm” şampiyonu olmaya hazırlanıyor…
12 Eylül’e dönersek… ne demiştik? Nedenlerini ve yaptıklarını ayırmak şart! Bugün 12 Eylül’ü analiz ettiğini iddia edenler nasıl ABD’yi ve ünlü “Yeşil Kuşak” teorisini yargılayamıyorlarsa, o günlerde ülkenin neler yaşadığını da tamamen günümüz rüzgarlarına göre uydurarak yazmaktan öteye gidemiyorlar. Özellikle 1976-1980 arası günde 40’a varan sağ-sol cinayetlerin halkta yarattığı yıkımı görmezden geliyorlar. TSK’nın darbeden aylarca önce yaptığı son uyarıyı yok sayılıyor. Ecevit ve Demirel’in “sıfır” diyalogla bir terör yasası çıkaramadıklarını ve bir Cumhurbaşkanı’nın 115 turda seçilemediğini unutturmak istiyorlar. Parlamento bu felci geçirirken ise, ailelerin otobüs duraklarından biricik çocuklarının cesetlerini topluyor olmasını saklıyorlar. Ne deniyor?
“Efendim terör 13 Eylül’de durduğuna göre birileri zemin hazırlıyordu”. İnsaf ya! TSK 10 yıl boyunca askerlerini sağcı ve solcu öğrenci kılığına sokup binlerce kişiyi de provokasyon diye öldürecek ve bunun kokusu bizim ülkede çıkmayacak, öyle mi? Ya da on yıl bu senaryoyu oynayan TSK, iki yıl sonra iktidarı bırakıp gidecek? O zaman neden ülkeyi 40 yıl yönetmediler? Ordu geldiğinde medya ve halkın çoğu mutluydu. Siz deyin ki “perde arkasını” anlayamıyorlardı! Ama onlar 13 Eylül’de nefes alabildiler ve bu hayatiydi! Bunları gizlemenin anlamı yok. Ardından, 12 Eylül’ün karanlığı, ülkeye çökmeye başladı. Parti kapatmalar, işkenceler, yakılan kitaplar, yüzbinlerce tutuklu ve aranan insan, yok edilen bir demokratik altyapı, girişilen bir aydın avı… Ötesi de vardı tabii: “Yeşil Kuşak” teorisinin emrettiği şekilde ülkeyi “gomonistlerden” kurtaracak imanlı kuşaklar yetiştirmek! Nedir bugünkü sahte yakınmaları?
Nasıl eskiden tüm ortada kalmış suçlar, sahipsiz, uydurulmuş garibanlara yüklenirdi ise, kimi mağdur ailelerin bu furyada
“vurun kahpeye” emri doğrultusunda, öldürülen babalarının katilini de Ordu içinde aramaya kalkmaları, bu ülkede artık tarih-mantık-bellek üçgeninin buhar olup uçtuğunu fazlasıyla kanıtladı. İnsaf! Bu kadar mı kolektif histeri, linçe ve kuklacılığa hazırsınız? Toplumsal hafızayı yok edip, tarihi baştan yazanlar, anlaşılan hedeflerine ulaşmışlar… Allah kabul etsin!


15 Nisan 2012 Pazar

FENERBAHCE BUYUK OYNADİ / BEDRİ BAYKAM

Super ligin ilk perdesi yagmur ve yetersiz saha sartlarina teslim olunca bu bilinmiyen denklemli super final senaryosunu baslatmak, yilin davali sert abilerine kalmisti. Allahtan mactan once korkulan olmadi ve Fenerbahce seyircisi, Trabzon'a karsi macin havasini raydan cikaracak centilmenlik disi hareketler yapmadi. 
Oyun tahmin edilenin aksine gol firsatlarinin ucustugu bir ortamda basladi. Trabzon onceden alindigi bellibir kararla uzaktan bol sut atarak gol aradi. Fenerbahce ise once Sow sonra Gokhan Gonul le gole yaklasti. Sari lacivertlilerde ozellikle Topuz ve Emre nin mucadeleci bir gunlerinde olmalari orta sahayi Fenerbahce lehine cevirdi. Sow'un yatarak birj vole denemesinden bir kac dakika sonra Baroni bu sene defalarca yaptigi gibi 25 metreden nefis birsutla fileleri buldu. O dakikadan sonra Fenerbahce ilk yariyi bu skorla kapatmaya oynadi ve basardi.
2. Yarida her iki tarafin daha temkinli basladigi goruldu. Ama 60. Dakikada Fenerbahce nin aksayan ismi Bekir in orta sahada kestigi top, Baroni ye kontratak firsati oldu... Baroni nefis bir asistle Sow un solunu filelere tasidi. Bu dakikadan itibaren kaybedecek bir seyi kalmayan Trabzon, Colman ve alanzinho ile daginik akinlarla rakip kaleye akti ama etkili olamadan. Emre nin hatasindan Burak in yakaladigi topu Volkan inanilmaz bir ceviklikle kurtardi. Aykut Kocaman'in Semih ve Selcuk degisikligi yerindeydi. Oyunun top kontrolunu ustun teknigi ile elinden birakmayan Fenerbahce, geriye yaslanma hastaligini da uygulamayinca maci disiplinli ve kontrollu bir sekilde mutlu sona tasidi. Emre ve Semih i tekrar kadrosuna katan Kocaman, bu adimiyla da avantajli duruma gecti. Simdi gerilim hatti GSaray in sahasina ve İnonu ye tasindi...

14 Nisan 2012 Cumartesi

Dünya Sanat Günü Partisi duyurusu‏..




"Bring your own Bottle / Kendi İçkini Getir Partisi"!!!

Dünya Sanat Günü'nün 12.00 - 20.00 arasında Abdi İpekçi Caddesi'nde olacak kutlamalarının ardından, 21.00'de UPSD Sanat Galerisi'nde düzenlenecek WAD Sergisi'nin açılışı ve KENDİ İÇKİNİ GETİR VE PAYLAŞ PARTİSİ gerçekleşecek!

Sanatçılar, sanatseverler ve aydınlanmanın tüm güzel insanları davetlidir!"


UPSD Adres bilgileri:
Uluslararasi Plastik Sanatlar Derneği
Maçka Demokrasi Parkı
Sanatçı İşlikleri 
Şişli Evlendirme Dairesi Yanı
Şişli / İstanbul
Tel.: 0212 247 6283