27 Şubat 2011 Pazar
Bedri Baykam'ın "İçim Parçalanıyor" sergisi Ankara'da..
Bedri Baykam'ın İstanbul'da büyük ilgi gören "İçim Parçalanıyor" sergisi CKM (Caddebostan Kültür Merkezi) ve Piramid Sanat'tan sonra şimdi de 1-31 Mart 2011 tarihleri arasinda Ankara Çankaya Belediyesi Galeri Kara'da sanatseverlerle buluşuyor.
Açılış: 1 Mart 2011 Salı
Saat: 18.30
Yer: Galeri Kara - Mithatpaşa Cad. No 48 Kızılay / Ankara
Tel: 0312 433 12 35
26 Şubat 2011 Cumartesi
Fener’i Volkan ve Alex kurtardı / Bedri Baykam / Fotogol yazisi..
Fener’i Volkan ve Alex kurtardı
FENERBAHÇE skora bakılırsa Kasımpaşa’yı net bir şekilde yendi ve ligde 7. galibiyetini alarak şampiyonluk iddiasını sürdürdü. Ama oynanan futbola bakarsak sarı-lacivertliler ciddi anlamda tehlike sinyalleri verdiler.Günün belki de tek tesellisi kötü oynayarak da kazanabilmiş olmalarıydı.Kasımpaşa maçın başından itibaren sahada çok iyi yer tutarak sarı-lacivertlilere kenar akınları geliştirecekleri hiçbir alan bırakmadılar. Rakipleriyle neredeyse "korakor" mücadele eden Kasımpaşalılar, Fenerbahçe'nin 6 haftadır süren hızını kesmeyi başardılar.Fenerbahçe ilk yarım saat dolduğunda kapıyı kilitli bulduğu için panik içinde çilingir arayan ev sahibi konumundaydı!Allah’tan 32. dakikada Alex tam kendisine uygun noktada oluşan frikiği beklediğim çatala asarak yine klasını konuşturdu. Bu arada Fenerbahçe’de sürekli aksayan orta saha isimlerine devrenin son dakikasında bir de Yobo’nun 5 saniye arayla yaptığı 2 amatörce hareket eklendi ve hakem haklı bir penaltıya karar verdi. O anda da, dün akşamın tartışmasız yıldızı olan kaleci Volkan klasını konuşturarak köşeye giden topu mükemmel çıkardı.İkinci yarıda Fenerbahçe’nin evlere şenlik üzerinden şaşkınlık akan hali daha da ayyuka çıktı ve üst üste pas hataları seyircilere soğuk terler döktürdü. Buna karşın takım en kötü oynadığı dakikalardasarı-lacivertliler bir anlık Niang-Dia verkaçıyla beklenmedik bir gole daha kavuştu. Maçın geri kalan kısmı, her türlü yaratıcılıktan uzak bir Fenerbahçe ve ondan farklı olmayan teknik direktörünün sıkıntılı anları olarak geçti.Aykut doğru isimleri sahadan çıkardı ama yine Stoch ve Semih’i oynatmama inadını sürdürdü.Dün maçı Volkan ve Alex kurtardılar ama Gökhan Gönül, Santos, Topuz, Emre, Dia, Niang ve hatta Selçuk ve Yobo beklentilerin altında kaldı.Umarım Aykut oyuncularıyla bu maçı 2-3 kere analiz edip oyunun eleştirisini ve kendisinin eleştirisini yapmayı başarabilecek... Çünkü Gençlerbirliği böyle bir Fener'i affetmez...
25 Şubat 2011 Cuma
-UPSD BASIN BÜLTENİ-
MEHMET AKSOY'UN "İNSANLIK ANITI" NEDEN YIKILAMAZ!
PANEL 23 ŞUBAT 2011
Kars’ta Heykeltraş Mehmet Aksoy'un yaptığı "İnsanlık Anıtı" adlı eserin Başbakan tarafından "Ucube" diye tanımlanması ve ardından Belediye tarafından yıkım kararı alınmasına karşı
23 Şubat 2011’de bir panel düzenlendi. UPSD (Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği), tarafından Beşiktaş Belediyesi Akatlar Kültür Merkezi'nde düzenlenen "Mehmet Aksoy'un İnsanlık Anıtı Neden Yıkılamaz" başlıklı panele Sinema Oyuncusu Tarık Akan, Heykeltraş Mehmet Aksoy, UPSD Başkanı-Sanatçı Bedri Baykam, Öğretim Görevlisi-Mimar-Yazar Oktay Ekinci, Tiyatrocu Müjdat Gezen, Kültür Eski Bakanı ve CHP Parti Meclisi Üyesi Ercan Karakaş, Avukat Turgut Kazan, Mimarlar Odası Genel Başkanı Eyüp Muhçu ve Müzisyen Fazıl Say katıldı. Heykeltraş Prof. Meriç Hızal ve ICOMOS’tan Prof. Dr. Cevat Erder de düşüncelerini paylaştılar.
Panel, Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Başkanı Sanatçı Bedri Baykam'ın açılış konuşması ile başladı.
BEDRİ BAYKAM: “DÜNYANIN TÜM TAPULARI BİR NEFES ÖZGÜRLÜK ETMEZ!”
"Bir anıtın yaşamını, bir sanatçının ifade özgürlüğünü savunmak ve her birimiz için özgürlüğü
ve özgür yarınları savunmak için bir araya geldik. Özgürlük beynimizin ruhumuzun
oksijenidir. Dünyanın tüm tapuları bir nefes özgürlük etmez.
Bu anıt ile ilişkim 3 yıl önce Cumhuriyet'te makalem ile başladı. “Ucube” krizi ile bir ilişkisi yok.
Estetiği, temsil ettiği değerleri ve sanatçının içine kattığı felsefeyi sevdiği için biz İnsanlık
Anıtı'na sahip çıkıyoruz. Türk aydınları, Türk sanatçıları, her kesimden sanatçılar 'İnsanlık
Anıtı'nın ve Aksoy'un yanında. Demokratik kitle örgütleri yanımızda... Bu çok güçlü bir ses.
Korkuyu yok saymak bizi korku ortamına taşımak isteyenlere gülerek yaklaşmak sizi bu
psikolojik harekatla sindirmeye çalışanlara karşı en büyük silahınızdır."
FAZIL SAY: “KARA TOPRAK” ADLI ESERİNİ SESLENDİRDİ.
Panel öncesi kısa bir konuşma yapan Fazıl Say, " Biz burada toplanan bir avuç insanlar sanat düşmanlığına antidemokratik tutuma karşıyız" dedi. Say, kısa konuşmasının ardından kendini ve duygularını en iyi ifade ettiği şeyin müzik olduğunu ve protestosunu bu şekilde yapacağını dile getirerek, "Bu heykel yıkılması kararına protesto olarak ve bir güzel heykele dayanışma hissiyatı olarak tek bir parça çalacağım. Aşık Veysel'in 'Benim sadık yarim kara topraktır' türküsü üzerine kendi bestelediği 'Kara toprak' adlı piyano parçasını seslendirdi.
MEHMET AKSOY: “ŞU ANDA YARIM BİR MELODİDEN SÖZ EDİYORUZ.”
Say'ın mini konseri ardından başlayan panelde konuşan Mehmet Aksoy, mekan seçiminin bir heykele başlamada en önemli şey olduğunu kaydederek, "1800'lerden beri her 20 senede savaş görmüş bir yerdir Kars. Ben bu yerden, o insanların, şehitlerin anısına aslında bir barış anıtı yükseltmek istedim. Heykel nedire gelelim buradan çıkıp. Heykel, bir tasvir değildir, üç boyutlu bir fotoğraf değildir. Heykel, gerçekten bir form sanatıdır. Ben orada sanki herkesten
habersiz, gizlice bir kaçak yapı mı yaptım?" diye konuştu. Aksoy sözlerine şöyle devam etti: "Savaş görmüş bir yerden bahsediyoruz. Ölen insanların, şehitlerin anısına 'Barış Anıtı'
yükseltmek istedim. Burası savaşa şahit olmuş topraklardır. Yer doğrudur.
Yarım bir melodiden söz ediyoruz. Senfoni olabilecek bir şeyin yarım kalmış melodisinden...
Ortadan ikiye ayrılmış, karşı karşıya konmuş kendi kendine düşman edilen iki figür aslında
ölenlerin anısına dikilen bir mezar taşı havasındadır aynı zamanda... ölüm kokar. Mezar taşı
alıntıları vardır. Aradaki boşluk önyargılar, düşmanlıklar, kinler, intikam duyguları ve bu
aramıza giriyor. Aramızdaki o boşluktan duvar oluşuyor. Altta bir vicdan var mesela... Bütün
bu savaşların acısı insanlık vicdanında saklıdır. Acının gözyaşları var. O acının gözyaşları
yaptırılmıyor. Vicdan yok. Vicdansız şu an heykel..."
MÜJDAT GEZEN: “HEYKEL YIKAN İKTİDARLARA İYİ BAKILMAZ.”
Panelin diğer bir konuşmacısı olan ancak panele katılamayarak, yolladığı kayıtla konuşmasını yapan Sanatçı Müjdat Gezen de, "O heykelin orada kalması ve orada dimdik ayakta durması gerekiyor. Çünkü, heykel yıkan iktidarlara iyi bakılmaz, tarihte bu şekilde kalmak hiçbir iktidara hayırlı olmaz” dedi. Gezen sözlerine şöyle devam etti. "Herhangi birinin veya bir Başbakan'ın bir heykeli beğenip beğenmeme hakkı kendisine ait bir şeydir. Beğenmediği şeye ucube dediği zaman durup düşünmek lazımdır, daha önemli maddesi ise 'yıkın bunu' demesi iki kere düşünülmesini gerektiren bir konudur. Çünkü bu demokrasilerde çok rastlanan bir şey değildir. Demokrasiler karşı fikirlere de tahammül etme hoşgörüsüdür. O heykelin orada dimdik ayakta kalması gerekiyor. Demokrasi çok sesliliktir. Bu heykelin yıkılmasının tamamen karşısındayım."
TARIK AKAN: “BU ILIMLI İSLAM” DAYATMASINA KARŞI TÜM YURTSEVERLER DİRENECEK.”
Tarık Akan da, " Sinema oyuncusu olarak ülkemde sürekli olarak bir mücadele veriyorum. Tüm bu yaşananlar ve ucube lafı tamamen Atatürk'ün laik anlayışına karşı düşüncenin bir kültür yapısının cevabıdır" dedi. Akan “bu ılımlı İslam” dayatmasına karşı tüm yurtseverlerin direneceğini söyledi. Panelin sonunda yönetmenliğini Tarık Akan’ın, Mehmet Aksoy için yaptığı belgesel kısa film gösterildi.
OKTAY EKİNCİ: “MEHMET AKSOY İZİN VERMEDEN ANITA BİR FİSKE BİLE VURAMAZLAR.”
Oktay Ekinci de, yasal olarak bu anıtın yıkılmasının mümkün olmadığını ifade ederek, "Fikir ve Sanat Eserleri Yasası gereğince de mümkün değildir. Mehmet Aksoy izin vermeden anıta bir fiske bile vuramazlar. Sit alanı ve benzer ilişkiler açısından da mümkün değil. Fizik olarak da mümkün değil" diye konuştu. Ekinci ayrıca o alanı yıllar önce Aksoy için seçen komisyonun içinde yer aldığını hatırlattı.
ERCAN KARAKAŞ: “SALDIRI “DEMOKRASİYE VE HUKUK DEVLETİNE”
Ercan Karakaş ise, konuya ilişkin toplantıların birçok şehirde yapılması gerektiğini vurgulayarak, "Bunu unutturmamamız gerekir. Çünkü, burada yalnız sanata ve sanatçıya bir saldırı yok. Bence aynı zamanda demokrasiye de, hukuk devletine de bir saldırı var." diye konuşmasını tamamladı.
EYÜP MUHÇU: “BU ESER İNSANLIĞIN ORTAK MALI, KAMU MALI HALİNE DÖNÜŞMÜŞTÜR.”
Eyüp Muhçu ise “Mehmet Aksoy, telif hakkı yaratıcısı olmasına rağmen bu eser insanlığın ortak malı bir kamu malı haline dönüşmüştür. Kars’ta yapılmış olmasına rağmen bu sadece Kars’ın değil, bu anıt Türkiye’nindir. Bu tartışmalar aslında bunun teyidi anlamına gelmektedir.
Heykel ile ilgili bir yıkım süreci bu siyasal gerici, şoven anlayışın deşifre edilmesi açısından da bir kazanım olarak değerlendirilmelidir. Başbakan Ucube nitelemesini yaparken, aslında kendi yarattığı pek çok Ucubelerin olduğunu da bu toplumun bilmesi gerekir.
Cumhuriyet mirasına karşı bir tutum olduğunu da birlikte tespit etmemiz gerekiyor.
Kars Belediye Meclisi’ndeki anıtın yıkılması yönünde evet oyu veren meclis üyelerini kamuoyu önünde kınıyorum.” diyerek düşüncelerini paylaştı.
AV. TURGUT KAZAN: “BARIŞ ÇAĞRISINA HAYIR DENİLİYOR.”
Mehmet Aksoy’un avukatı Turgut Kazan ise olaya hukuki yönden bakarak şunları söyledi: “Bu bir demokrasi mücadelesinin önemli bir başlangıç noktası olabilir.
Mart 2006’da Belediye ile yapımcı Mehmet Aksoy arasında yapılmış bir sözleşme var. O sözleşmede anıtın hangi parsele yapılacağı, ne amaçla yapılacağı, barış kurgusu altı çizilerek ve yüksekliği de belirtilerek bir sözleşme yapılıyor.
Koruma kurulu kararınca burası sit alanı değil. Sit alanında kaçak katları olan otel var ve oteli Başbakan açıyor.
Barış çağrısına hayır deniliyor.”
Panel’e ilgi şaşırtıcı boyutlardaydı ve Akatlar Kültür Merkezi doldu, taştı. Olağanüstü bir coşku içinde geçen panel, Türk sanat ortamının bir yekpare güç olarak Aksoy’un yanında olduğunu gösterdi. Sanatın gücü bu birliği sağlayarak dosta, düşmana mesaj vermiş oldu.
PANEL 23 ŞUBAT 2011
Kars’ta Heykeltraş Mehmet Aksoy'un yaptığı "İnsanlık Anıtı" adlı eserin Başbakan tarafından "Ucube" diye tanımlanması ve ardından Belediye tarafından yıkım kararı alınmasına karşı
23 Şubat 2011’de bir panel düzenlendi. UPSD (Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği), tarafından Beşiktaş Belediyesi Akatlar Kültür Merkezi'nde düzenlenen "Mehmet Aksoy'un İnsanlık Anıtı Neden Yıkılamaz" başlıklı panele Sinema Oyuncusu Tarık Akan, Heykeltraş Mehmet Aksoy, UPSD Başkanı-Sanatçı Bedri Baykam, Öğretim Görevlisi-Mimar-Yazar Oktay Ekinci, Tiyatrocu Müjdat Gezen, Kültür Eski Bakanı ve CHP Parti Meclisi Üyesi Ercan Karakaş, Avukat Turgut Kazan, Mimarlar Odası Genel Başkanı Eyüp Muhçu ve Müzisyen Fazıl Say katıldı. Heykeltraş Prof. Meriç Hızal ve ICOMOS’tan Prof. Dr. Cevat Erder de düşüncelerini paylaştılar.
Panel, Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Başkanı Sanatçı Bedri Baykam'ın açılış konuşması ile başladı.
BEDRİ BAYKAM: “DÜNYANIN TÜM TAPULARI BİR NEFES ÖZGÜRLÜK ETMEZ!”
"Bir anıtın yaşamını, bir sanatçının ifade özgürlüğünü savunmak ve her birimiz için özgürlüğü
ve özgür yarınları savunmak için bir araya geldik. Özgürlük beynimizin ruhumuzun
oksijenidir. Dünyanın tüm tapuları bir nefes özgürlük etmez.
Bu anıt ile ilişkim 3 yıl önce Cumhuriyet'te makalem ile başladı. “Ucube” krizi ile bir ilişkisi yok.
Estetiği, temsil ettiği değerleri ve sanatçının içine kattığı felsefeyi sevdiği için biz İnsanlık
Anıtı'na sahip çıkıyoruz. Türk aydınları, Türk sanatçıları, her kesimden sanatçılar 'İnsanlık
Anıtı'nın ve Aksoy'un yanında. Demokratik kitle örgütleri yanımızda... Bu çok güçlü bir ses.
Korkuyu yok saymak bizi korku ortamına taşımak isteyenlere gülerek yaklaşmak sizi bu
psikolojik harekatla sindirmeye çalışanlara karşı en büyük silahınızdır."
FAZIL SAY: “KARA TOPRAK” ADLI ESERİNİ SESLENDİRDİ.
Panel öncesi kısa bir konuşma yapan Fazıl Say, " Biz burada toplanan bir avuç insanlar sanat düşmanlığına antidemokratik tutuma karşıyız" dedi. Say, kısa konuşmasının ardından kendini ve duygularını en iyi ifade ettiği şeyin müzik olduğunu ve protestosunu bu şekilde yapacağını dile getirerek, "Bu heykel yıkılması kararına protesto olarak ve bir güzel heykele dayanışma hissiyatı olarak tek bir parça çalacağım. Aşık Veysel'in 'Benim sadık yarim kara topraktır' türküsü üzerine kendi bestelediği 'Kara toprak' adlı piyano parçasını seslendirdi.
MEHMET AKSOY: “ŞU ANDA YARIM BİR MELODİDEN SÖZ EDİYORUZ.”
Say'ın mini konseri ardından başlayan panelde konuşan Mehmet Aksoy, mekan seçiminin bir heykele başlamada en önemli şey olduğunu kaydederek, "1800'lerden beri her 20 senede savaş görmüş bir yerdir Kars. Ben bu yerden, o insanların, şehitlerin anısına aslında bir barış anıtı yükseltmek istedim. Heykel nedire gelelim buradan çıkıp. Heykel, bir tasvir değildir, üç boyutlu bir fotoğraf değildir. Heykel, gerçekten bir form sanatıdır. Ben orada sanki herkesten
habersiz, gizlice bir kaçak yapı mı yaptım?" diye konuştu. Aksoy sözlerine şöyle devam etti: "Savaş görmüş bir yerden bahsediyoruz. Ölen insanların, şehitlerin anısına 'Barış Anıtı'
yükseltmek istedim. Burası savaşa şahit olmuş topraklardır. Yer doğrudur.
Yarım bir melodiden söz ediyoruz. Senfoni olabilecek bir şeyin yarım kalmış melodisinden...
Ortadan ikiye ayrılmış, karşı karşıya konmuş kendi kendine düşman edilen iki figür aslında
ölenlerin anısına dikilen bir mezar taşı havasındadır aynı zamanda... ölüm kokar. Mezar taşı
alıntıları vardır. Aradaki boşluk önyargılar, düşmanlıklar, kinler, intikam duyguları ve bu
aramıza giriyor. Aramızdaki o boşluktan duvar oluşuyor. Altta bir vicdan var mesela... Bütün
bu savaşların acısı insanlık vicdanında saklıdır. Acının gözyaşları var. O acının gözyaşları
yaptırılmıyor. Vicdan yok. Vicdansız şu an heykel..."
MÜJDAT GEZEN: “HEYKEL YIKAN İKTİDARLARA İYİ BAKILMAZ.”
Panelin diğer bir konuşmacısı olan ancak panele katılamayarak, yolladığı kayıtla konuşmasını yapan Sanatçı Müjdat Gezen de, "O heykelin orada kalması ve orada dimdik ayakta durması gerekiyor. Çünkü, heykel yıkan iktidarlara iyi bakılmaz, tarihte bu şekilde kalmak hiçbir iktidara hayırlı olmaz” dedi. Gezen sözlerine şöyle devam etti. "Herhangi birinin veya bir Başbakan'ın bir heykeli beğenip beğenmeme hakkı kendisine ait bir şeydir. Beğenmediği şeye ucube dediği zaman durup düşünmek lazımdır, daha önemli maddesi ise 'yıkın bunu' demesi iki kere düşünülmesini gerektiren bir konudur. Çünkü bu demokrasilerde çok rastlanan bir şey değildir. Demokrasiler karşı fikirlere de tahammül etme hoşgörüsüdür. O heykelin orada dimdik ayakta kalması gerekiyor. Demokrasi çok sesliliktir. Bu heykelin yıkılmasının tamamen karşısındayım."
TARIK AKAN: “BU ILIMLI İSLAM” DAYATMASINA KARŞI TÜM YURTSEVERLER DİRENECEK.”
Tarık Akan da, " Sinema oyuncusu olarak ülkemde sürekli olarak bir mücadele veriyorum. Tüm bu yaşananlar ve ucube lafı tamamen Atatürk'ün laik anlayışına karşı düşüncenin bir kültür yapısının cevabıdır" dedi. Akan “bu ılımlı İslam” dayatmasına karşı tüm yurtseverlerin direneceğini söyledi. Panelin sonunda yönetmenliğini Tarık Akan’ın, Mehmet Aksoy için yaptığı belgesel kısa film gösterildi.
OKTAY EKİNCİ: “MEHMET AKSOY İZİN VERMEDEN ANITA BİR FİSKE BİLE VURAMAZLAR.”
Oktay Ekinci de, yasal olarak bu anıtın yıkılmasının mümkün olmadığını ifade ederek, "Fikir ve Sanat Eserleri Yasası gereğince de mümkün değildir. Mehmet Aksoy izin vermeden anıta bir fiske bile vuramazlar. Sit alanı ve benzer ilişkiler açısından da mümkün değil. Fizik olarak da mümkün değil" diye konuştu. Ekinci ayrıca o alanı yıllar önce Aksoy için seçen komisyonun içinde yer aldığını hatırlattı.
ERCAN KARAKAŞ: “SALDIRI “DEMOKRASİYE VE HUKUK DEVLETİNE”
Ercan Karakaş ise, konuya ilişkin toplantıların birçok şehirde yapılması gerektiğini vurgulayarak, "Bunu unutturmamamız gerekir. Çünkü, burada yalnız sanata ve sanatçıya bir saldırı yok. Bence aynı zamanda demokrasiye de, hukuk devletine de bir saldırı var." diye konuşmasını tamamladı.
EYÜP MUHÇU: “BU ESER İNSANLIĞIN ORTAK MALI, KAMU MALI HALİNE DÖNÜŞMÜŞTÜR.”
Eyüp Muhçu ise “Mehmet Aksoy, telif hakkı yaratıcısı olmasına rağmen bu eser insanlığın ortak malı bir kamu malı haline dönüşmüştür. Kars’ta yapılmış olmasına rağmen bu sadece Kars’ın değil, bu anıt Türkiye’nindir. Bu tartışmalar aslında bunun teyidi anlamına gelmektedir.
Heykel ile ilgili bir yıkım süreci bu siyasal gerici, şoven anlayışın deşifre edilmesi açısından da bir kazanım olarak değerlendirilmelidir. Başbakan Ucube nitelemesini yaparken, aslında kendi yarattığı pek çok Ucubelerin olduğunu da bu toplumun bilmesi gerekir.
Cumhuriyet mirasına karşı bir tutum olduğunu da birlikte tespit etmemiz gerekiyor.
Kars Belediye Meclisi’ndeki anıtın yıkılması yönünde evet oyu veren meclis üyelerini kamuoyu önünde kınıyorum.” diyerek düşüncelerini paylaştı.
AV. TURGUT KAZAN: “BARIŞ ÇAĞRISINA HAYIR DENİLİYOR.”
Mehmet Aksoy’un avukatı Turgut Kazan ise olaya hukuki yönden bakarak şunları söyledi: “Bu bir demokrasi mücadelesinin önemli bir başlangıç noktası olabilir.
Mart 2006’da Belediye ile yapımcı Mehmet Aksoy arasında yapılmış bir sözleşme var. O sözleşmede anıtın hangi parsele yapılacağı, ne amaçla yapılacağı, barış kurgusu altı çizilerek ve yüksekliği de belirtilerek bir sözleşme yapılıyor.
Koruma kurulu kararınca burası sit alanı değil. Sit alanında kaçak katları olan otel var ve oteli Başbakan açıyor.
Barış çağrısına hayır deniliyor.”
Panel’e ilgi şaşırtıcı boyutlardaydı ve Akatlar Kültür Merkezi doldu, taştı. Olağanüstü bir coşku içinde geçen panel, Türk sanat ortamının bir yekpare güç olarak Aksoy’un yanında olduğunu gösterdi. Sanatın gücü bu birliği sağlayarak dosta, düşmana mesaj vermiş oldu.
22 Şubat 2011 Salı
SN. KILIÇDAROĞLU'NA AÇIK MEKTUP / Bedri Baykam / 22 Şubat 2011 tarihli Cumhuriyet makalesi..
SN. KILIÇDAROĞLU'NA AÇIK MEKTUP / Bedri Baykam
Sn. Kılıçdaroğlu, zor bir tarihi dönemde, kamuoyu ve Partililerin desteğiyle CHP Genel Başkanı oldunuz. Çalışkanlığınız,sükûnetiniz, sadeliğiniz ve dürüstlüğünüzle size umut bağlayanlara ışık saçtınız. Ardından gelen süreçte, her insan gibi hatalar yapmış olabilirsiniz. Her meslekte herkesin başına gelebilecek yoruma açık "yol kazaları"... Ancak bazı konular tekrar edilemeyecek kadar kritik bir eşiğe geliyorsa, bunları hatırlatmak görevimiz.
10 gün kadar önce şu demeci verdiniz: "Her şey daha kötüleşecek, bizler için de, siz gazeteciler için de. Baskı daha da artacak. Mesela bazılarınızın dokunulmazlıklarını kaldırıp içeri atmaya çalışabilirler. Önce CHP'liler sonra da bazı gazetecileri içeri atacaklar. En son, sıra halka gelecek. En son sıra halka gelecek ama iş işten geçmiş olacak."
Sn. Kılıçdaroğlu, bu sözleri hangi halet-i ruhiyede söylediniz, onu ancak siz bilirsiniz. Ama sizden önemli bir ricam var: Bir daha lütfen hiç bir zaman bu şekilde konuşmayın. Çünkü siz Mustafa Kemal Atatürk'ün koltuğunda oturuyorsunuz.
Sn. Kılıçdaroğlu, iyi niyetle kullandığınız ama umutsuzluğa düşmüş insan havası veren bu sözleri, bir gazeteci, bir esnaf, bir vatandaş söyleyebilir. Ancak CHP Genel Başkanı böyle konuşamaz. Siz, tam tersine, bu ülkenin yurtseverleri için bir çıkış yolu bulmak durumundasınız. Lütfen odanızda yalnız kaldığınız bir anda etrafınıza dikkatlice bakın. Hatta özellikle 1919-1938 arası Mustafa Kemal ve arkadaşlarının neler yaşadıklarını tekrar gözden geçirin. Bir tarihçi gibi değil, bir dünya devinin yaşadıklarından strateji çıkaracak zeki bir analist olarak araştırın lütfen o yılları...
Bu günlerde herkesin, moda söylemlerle hükümetten derin destek alarak pervasızca eleştirdikleri yakın tarihimize bakalım dikkatlice: Kimin aklına geliyor, kendini Atatürk'ün veya CHP'nin yerine koymak? Menemen, Dersim, 27 Mayıs, 68 Kuşağı, Sivas, 28 Şubat, utanmadan sıkılmadan, herbiri aynı çorbada, yüzsüz yorumcular tarafından Ergenekon'a bağlanıp kamuoyu oluşturmada yutulur lokma haline getiriliyor. Bu arada kimsenin aklına şu basit soru gelmiyor: Her yıl coşkuyla kutladığımız bu Cumhuriyet, neler pahasına kurulabildi? Bu Cumhuriyeti sanki başından beri herkes destekledi mi? Kanlı isyanlar bastırılırken, televizyonlardan "Halka sesleniş" programlarında (!) "lütfen böyle şeyler yapmayın, ayıp oluyor" mu denecekti? Ama eleştirileri getirenler "Zaten bu ucube Cumhuriyet neden kuruldu ki" diyorlarsa, ona bir diyeceğim yok. Ancak o zaman tutarlı olurlar! Onlar bile anlayışla karşılanabilir kendi düşman mantıklarında. Ama bu Cumhuriyeti ve nimetlerini kabul edip, nasıl kurulabildiğini unutanlar, bu hafıza kaybını izah edemezler.
Sn. Kılıçdaroğlu, "dokunulmazlıklarımızı bırakalım, bizi de alın" diyemezsiniz. Tam tersine "biz varız, hiçbir haksızlığa izin vermeyiz, arkamızda halkın gücü var" demek durumundasınız. "Hele bu baskı ve şiddet demokrasiyi dibe vurdursun, o zaman herkes anlar, sonra kurtuluruz" gibi düşüncelere de kapılmayın! AKP demokrasiyi bitirecek nihai hamleleri yapabilirse, bunun geriye dönüşü asırlar sürer!
Sn. Kılıçdaroğlu, mühim olan bir komployu görmek değil, onu bozabilmektir. Siz seçeceğiniz yöntemle özgür demokrasi ve laik Cumhuriyeti yok etmeye kararlı bir komplo varsa, onu alt etmek zorundasınız. Sıfatınız bunu gerektiriyor. Siz “Atatürk gibi düşünüp” bir çözüm bulmak durumundasınız. Güçler ayrılığı konusunda, benzer krizlerin yaşandığı ve yakından tanımadığınız 1950-1960 arası süreci de iyice araştırın. Bu konudaki demeçlerinizden bu gereksinimi hissediyorum. O deneyimleri bizzat içinden yaşamış Alev Coşkun, Nurettin Sözen, Yekta Güngör Özden, Vural Savaş, Orhan Birgit ve tabii Deniz Baykal gibi ağır toplarla bir araya gelirseniz, bugünkü çalışma arkadaşlarınızın doğal olarak tecrübe eksikliğinden size gösteremedikleri çözüm yollarının neler olabileceği konusunda bir beyin fırtınası yapmış olursunuz. Bu yöntemle, daha olumlu ve halka güç verecek bir hat oluşur.
Siz Kuvayi Milliye'den gelen aydınlanmacı bir büyük halk hareketinin önderi konumundasınız Sn. Kılıçdaroğlu. “Sitemkar teslimiyetçilik” sizin siyasi söyleminizde yer alamaz. Demokrasinin nefes yolları tıkanırsa, gerekirse 24 saat, veya 24 gün Kızılay'a iner "oturma" eylemi yaparsınız, gerekirse Parlamentodan topluca istifa edersiniz... Ama ne olursa olsun, "umutsuzluk söylemi"nin mesajlarınızda yeri olamamalıdır.
Laik-demokrat basının “Bir duyum aldık, beş gazeteci daha tutuklanacak" şeklinde, sanki bu faşist uygulamalara kamuoyunu alıştırırcasına davranma saflıkları, baskı sahiplerinin arzu ettikleri tuzağa düşme sorumsuzluğudur! Siz, tam tersine bu daralan çemberi redederek kıracak TEK kişisiniz... Medyadan işe başlayarak bu baskıların üstüne gidip teşhir ederek, dünyaya anlatmalısınız. Demokrasi mücadelesini kazanmaktan başka hiçbir seçeneğiniz yok. Bundan sonra bu konuda hassasiyet göstererek, toplumu toparlayacağınıza ve özgürlüğün geleceğine sahip çıkan yeni bir çehreyle Türkiye’nin karşısına çıkacağınıza eminim. Aydınlanmanın tüm coşku ve dayanışmasıyla, saygılarımla...
MEHMET AKSOY’UN “İNSANLIK ANITI” NEDEN YIKILAMAZ!
ACİL PANEL DAVETİ!
MEHMET AKSOY’UN “İNSANLIK ANITI” NEDEN YIKILAMAZ!
UPSD'NİN 23 ŞUBAT 2011 PANELİ
Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği'nin düzenlediği MEHMET AKSOY’UN “İNSANLIK ANITI” NEDEN YIKILAMAZ! isimli panel İstanbul'da gerçekleşecektir. Ankara'da olanlar için canlı internet bağlantısı kurularak panel Türk Hukuk Kurumu'nda izlenebilecektir. Katılmanız dileğiyle…
UPSD (Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği), 23 Şubat 2011 Çarşamba günü saat 14:00 – 16:30 arası, Beşiktaş Belediyesi Akatlar Kültür Merkezi’nde “Mehmet Aksoy’un İnsanlık Anıtı Neden Yıkılamaz” başlıklı bir panel düzenliyor. Mehmet Aksoy’un yapıtının neden yıkılamayacağını etik, sanatsal, hukuki ve siyasi boyutlarda ele alarak inceleyecek olan bu panel, Türk entelektüel ortamının çeşitli disiplinlerden yetkin isimleri bir araya getirecek.
Yöneten:
Bedri Baykam (UPSD Başkanı - Sanatçı)
Konuşmacılar:
Tarık Akan (Sinema Oyuncusu)
Mehmet Aksoy (Sanatçı - Heykeltraş)
Oktay Ekinci (Öğretim Görevlisi - Yazar - Mimar)
Müjdat Gezen (Tiyatrocu)
Ercan Karakaş (Kültür Eski Bakanı- CHP PM Üyesi)
Av. Turgut Kazan (Avukat)
Eyüp Muhçu (Mimarlar Odası Başkanı)
Fazıl Say (Müzisyen)
Prof. Celâl Şengör (Jeolog)
Bütün sanatsever aydınların, sanatçıların, halkın ve sivil toplum örgütlerinin davetli olduğu panel, sanatın en tehlikeli şekilde siyasetin içine çekildiği günlerde gerçekleştiriliyor...
Türk sanat ortamı, Mehmet Aksoy'a destek olarak, hangi gerekçelerle "İnsanlık Anıtı"nı korumak için dayanışma içinde olduğunu kamuoyuna açıklıyor...
Düzenleyen: UPSD (Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği)
Yer: Akatlar Kültür Merkezi
Tarih: 23 Şubat 2011, Çarşamba
Saat: 14:00 - 16:30
Detaylı bilgi için; Safiye Mine: 0532 4056724
Bedri Baykam
Başkan
UNESCO - AIAP Türkiye Ulusal Komitesi
Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Yönetim Kurulu
Bahri Genç
Safiye Mine Erdurak
Berna Erkün
Hülya Küpçüoğlu
Melik İskender
Murat Havan
MEHMET AKSOY’UN “İNSANLIK ANITI” NEDEN YIKILAMAZ!
UPSD'NİN 23 ŞUBAT 2011 PANELİ
Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği'nin düzenlediği MEHMET AKSOY’UN “İNSANLIK ANITI” NEDEN YIKILAMAZ! isimli panel İstanbul'da gerçekleşecektir. Ankara'da olanlar için canlı internet bağlantısı kurularak panel Türk Hukuk Kurumu'nda izlenebilecektir. Katılmanız dileğiyle…
UPSD (Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği), 23 Şubat 2011 Çarşamba günü saat 14:00 – 16:30 arası, Beşiktaş Belediyesi Akatlar Kültür Merkezi’nde “Mehmet Aksoy’un İnsanlık Anıtı Neden Yıkılamaz” başlıklı bir panel düzenliyor. Mehmet Aksoy’un yapıtının neden yıkılamayacağını etik, sanatsal, hukuki ve siyasi boyutlarda ele alarak inceleyecek olan bu panel, Türk entelektüel ortamının çeşitli disiplinlerden yetkin isimleri bir araya getirecek.
Yöneten:
Bedri Baykam (UPSD Başkanı - Sanatçı)
Konuşmacılar:
Tarık Akan (Sinema Oyuncusu)
Mehmet Aksoy (Sanatçı - Heykeltraş)
Oktay Ekinci (Öğretim Görevlisi - Yazar - Mimar)
Müjdat Gezen (Tiyatrocu)
Ercan Karakaş (Kültür Eski Bakanı- CHP PM Üyesi)
Av. Turgut Kazan (Avukat)
Eyüp Muhçu (Mimarlar Odası Başkanı)
Fazıl Say (Müzisyen)
Prof. Celâl Şengör (Jeolog)
Bütün sanatsever aydınların, sanatçıların, halkın ve sivil toplum örgütlerinin davetli olduğu panel, sanatın en tehlikeli şekilde siyasetin içine çekildiği günlerde gerçekleştiriliyor...
Türk sanat ortamı, Mehmet Aksoy'a destek olarak, hangi gerekçelerle "İnsanlık Anıtı"nı korumak için dayanışma içinde olduğunu kamuoyuna açıklıyor...
Düzenleyen: UPSD (Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği)
Yer: Akatlar Kültür Merkezi
Tarih: 23 Şubat 2011, Çarşamba
Saat: 14:00 - 16:30
Detaylı bilgi için; Safiye Mine: 0532 4056724
Bedri Baykam
Başkan
UNESCO - AIAP Türkiye Ulusal Komitesi
Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Yönetim Kurulu
Bahri Genç
Safiye Mine Erdurak
Berna Erkün
Hülya Küpçüoğlu
Melik İskender
Murat Havan
20 Şubat 2011 Pazar
ORDİNARYÜS PROFESÖR ALEX ’İN ZAFERİ / Bedri Baykam / Fotogol yazisi
YİNE unutulmaz bir Beşiktaş-Fenerbahçe maçını yaşadık! İki ezeli rakibin tarihine geçti bu maçda... Alex, eminim Lefter’in de onayıyla “ordinaryüs profesör” lakabını Lefter ile paylaşmaya hak kazandı! Duyduk duymadık demeyin ey dostlar, ey düşmanlar!! Fenerbahçe böylece büyük kaptanın hat-trick yaptığı maçta 2. yarıda 5’te 5 yaparak bütün ilk yarıdan taşan tüm hesapları sırayla kapatmaya devam etti. Acaba Alex ve Kocaman ı takımdan atmaya çalışanlar günah çıkarma seansları düzenleyecekler mi?
Bu maçı 3 tane eşit yarım saate ayırarak değerlendirmek lazım. İlk yarım saat, maçın ortası yani ikinci yarım saat ve son yarım saat… Beşiktaş’ın oyunda dengeyi sağladığı ikinci yarım saat dışında ilk ve son yarımşar saatler Fenerbahçe’nin akıl almaz bir üstünlüğü ile geçti. Kötü havaya rağmen herkesin derbi keyfini tekrar iliklerinde hissettiği maç, son derece hızlı ve güzel başladı. Fenerbahçe, Alex’in ilk duran topundan beklenilen golünü attıktan sonra Niang ve Dia, süratl ikanat futbollarını Rüştü’nün mükemmel oyunu ve direkler yüzünden gole çeviremediler.Özellikle Dia-Santos diyalogu, Beşiktaş ın sağ kanadını çökertti. İlk yarım saat biterken Fenerbahçe şov yapmaya başlamıştı ve taraftarlar kaçan golleri hesaplamakla meşguldüler. Ama 30. dakikadan itibaren Fenerbahçe orta sahası bir konsantrasyon bozukluğu yaşadı ve Beşiktaş dengeyi buldu. "Atamayana atarlar" kanunu burada işledi yine. Geliyorum diyen gol 44. dakikada Ekrem’in imzasını taşıyordu ve mükemmel bir vuruştu.
Bu maçı 3 tane eşit yarım saate ayırarak değerlendirmek lazım. İlk yarım saat, maçın ortası yani ikinci yarım saat ve son yarım saat… Beşiktaş’ın oyunda dengeyi sağladığı ikinci yarım saat dışında ilk ve son yarımşar saatler Fenerbahçe’nin akıl almaz bir üstünlüğü ile geçti. Kötü havaya rağmen herkesin derbi keyfini tekrar iliklerinde hissettiği maç, son derece hızlı ve güzel başladı. Fenerbahçe, Alex’in ilk duran topundan beklenilen golünü attıktan sonra Niang ve Dia, süratl ikanat futbollarını Rüştü’nün mükemmel oyunu ve direkler yüzünden gole çeviremediler.Özellikle Dia-Santos diyalogu, Beşiktaş ın sağ kanadını çökertti. İlk yarım saat biterken Fenerbahçe şov yapmaya başlamıştı ve taraftarlar kaçan golleri hesaplamakla meşguldüler. Ama 30. dakikadan itibaren Fenerbahçe orta sahası bir konsantrasyon bozukluğu yaşadı ve Beşiktaş dengeyi buldu. "Atamayana atarlar" kanunu burada işledi yine. Geliyorum diyen gol 44. dakikada Ekrem’in imzasını taşıyordu ve mükemmel bir vuruştu.
2. yarıda Toraman ın golünde Volkan ın hatas yoktu. 60. dakikada Volkan, Almeida karşısında yaptığı muhteşem kurtarışla maçı çeviren adamdı. Ferrari’nin Lugano’ya serbest güreşle yaptığı ilk penaltısını görmeyen hakem, hem de pozisyon geçmişken ikinci100% penaltıyı gördü ve maçın kırılma anı yaşandı. Maçın geri kalan kısmı bir tarihi Alex resitalinden ibaretti. Sarı-Lacivertliler son dakikalarda pas rekoru kırarak güle oynaya zafere ulaştılar. Şayet Aykut sahaya Özer yerine Semih’i sürseydi Fenerbahçe rahatlıkla 6 golü bulurdu Neyse hepsi laf-i -guzaf.. Tebrikler Fenerbahçe!.
15 Şubat 2011 Salı
SİYASET / SANAT: TARİH NASIL YAZILIR? / Bedri Baykam / 15 Subat 2011 Cumhuriyet makalesi..
SİYASET / SANAT: TARİH NASIL YAZILIR? Bedri Baykam
Mısır'da Tahrir Meydanı’nda yaşanan olayları aktarırken, çoğu zaman spikerler "Tarih gözümüzün önünde yaşanıyor" dediler. Özde doğru olan bu sözler, "yadsınamaz şekilde" dünyanın gözü önünde cereyan eden haklı bir başkaldırının tüm dünyaya anında ulaşmasını simgeliyor.
Şimdi diyeceksiniz ki "Evet, bunları biliyoruz zaten, ne olmuş ki?" İyi de, hayat o kadar düz değil. Bırakın detayları, yaşananlar, 50 yıl sonra nasıl hatırlanacak? Bugünün penceresinden, bir Milliyet yazarı NTV'de şunları söyledi: "Tankların üstünde halk ve askerleri, kol kola görmek yabancı olmadığımız 27 Mayıs 1960 sahneleri gibi". Tabii Başbakan bu yorumu izledi mi bilemem ama eminim onun da kafası hayli karışık. Bir yandan Mısır halkını alkışlayıp, Mübarek'e karşı isyancıları tuttuğunu söylerken, diğer yandan da herhalde 27 Mayıs devriminin gerçekten benzeri o sahneler hakkında içinden "Vay Ergenekoncular" diyordur! Özetleyelim: Biri kalkıp 50 sene sonra "Mısır'da halkın taptığı son derece sevecen demokrat bir Mübarek vardı. Ama komplolarla Tahrir Meydanına paralı askerler yığıp onu düşürdüler. 'Halk isyanı' diye diye, faşist rejim getirdiler, hukuku katlettiler, Ordu'yu içten vurdular" diyebilir!
Güldünüz mü? "Amma da saçmalamışsın, her şey dünyanın gözü önünde yaşandı" mı dediniz? Yanıt: 50 yıl sonra, Şubat 2061'de buluşuruz, kim haklı bakarız. Ama bahisçilere bazı örnekler hatırlatmakla yetineyim: Mesela, 50 yıl önce 27 Mayıs günü bu ülkede yaşanan devrim, özünde Mısır'dakine çok paraleldi. (Tabii Mısır Ordusu, sürecin sonunda 1961 Anayasası gibi demokrat bir çıkış yapabilecek mi, göreceğiz!) Faşist bir dikta rejimi, posası çıkmış bir demokrasiyi öldürmek üzereyken, gençlerin ve muhalefetin başlattığı, halkın destek verdiği bir 'demokrasi için başkaldırı', askerin son noktayı koymasıyla hedefe ulaştı. Gazeteler, radyolar, yüz binlerin devrimi meydanlarda kutlayışını aktardılar, dünya alkış tuttu! Bugün bunların anımsanması yasak! Ya da 1980 de, 12 Eylül öncesi günde otuz gencin birbirini acımasızca öldürdüğü, bunun karşısında siyasilerin birbirleriyle konuşmaya bile tenezzül etmedikleri karanlık dönemleri bugün bu şekliyle hatırlatan var mı? Ya da Mısır'dan Mübarek'in yok oluşunu kutlayan halkın sevinç gözyaşlarını izlerken, aklıma cahil düşünce özürlülerinin "diktatör" diye çamur attıkları Atatürk'ün vefatı üzerine yaşanan o büyük ulusal acı geldi... Bir ülkenin, liderini bu şekilde uğurlaması tarihi bir olaydır. Cumhuriyet'in 100. yılını görebilirsek, 1938'de de halka "ağlasınlar" diye zorla soğan dağıtıldığını "kanıtlarlarsa" (!) şaşırmayın...
Herkes tarihi kafasına göre yeniden yazıp kendisine kar çıkarma peşinde! Bugün yakın tarihimiz hakkında fitnelenen yalanlar, belki son Mısır olayları hakkında ileride bekleyen sahte yorumlarla aynı!
Sanat Tarihi mi? Herhalde siyasal arenada yaşanan bu yorum kepazeliklerinden çok etkilenmişler ki, son zamanlarda dünyanın en saygın alanında yaşananlar da, şu anlattıklarımdan daha farksız değil! Son yıllarda çıkan iki kitap ve piyasada yaşanan suni pompalamalar, insanı şaşırtmanın ötesinde güldürüyor. Çağdaş Sanatın çok daha yaygın bir kapsama alanına eriştiği bu son yıllarda, "bu piyasayı 1996'dan sonra ben kurdum" diye ortaya atlayan küratörlerin ötesinde, sanat piyasasında üflenmiş baloncuklar yaratmaya çalışan veya "ölüm borsası" oynayan spekülatörler, "bu kervana yolun yarısından itibaren katıldım ama en şatafatlı kitabı hazırlayıp dünyaya yayarsam veya en pahalı fiyatı eserime koyarsam, buraların kralı ben olurum" diyen hırslı genç sanatçılara kadar, her cins vakaya bu topraklarda rastlayabiliyoruz! Bu sahte tarih üretimi, kronolojilerin ve yaşanmışlıkların yok sayılması, ortaya kimi insanların yüzleri kızarmadan bastırıp piyasaya verebildikleri yayınlar çıkarmış. Hadi diyelim ki "User's Manual", bir sanatçı ve onun kozasının yarattığı affedilir bir gençlik pişmanlık vakası. Peki Garanti Bankası gibi ciddi ve saygın bir kuruluş, "Unleashed" isimli komik, sözde "Çağdaş Türk Sanatı" yayınına sponsor olurken, genel kültürden bile eline tutuşturulan taslağın güncel deyimle "kağıttan kaplan" (!) olduğunu algılayamadı mı? Yoksa taslağa dahi bakılmadı mı?
Bu Perşembe, saat 18 - 20:30 arası, Taksim'de Piramid Sanat'ta bu kritik konuyu irdeleyeceğiz. (www.piramidsanat.com) Sanat tarihi nasıl yazılır, nasıl yazılmaz" panelinde ben, Yusuf Taktak (Sanatçı - Öğretim Görevlisi), Sevil Dolmacı (Sanat Tarihçi), Balkan Naci İslimyeli (Sanatçı), Hasan Bülent Kahraman (Sanat Eleştirmeni) ve Ekrem Kahraman (Sanatçı - Yazar) nesnel ölçütlerin neler olduğunu hatırlayacağız.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

