9 Ocak 2012 Pazartesi

Y-CHP, DEMOKRATİK TÜZÜĞÜ ÖTELİYOR! / Bedri Baykam / 10 Ocak 2012 tarihli Cumhuriyet makalesi..

CHP’de malum komplonun ardından, Baykal istifa edince, Parti’de ve ülkenin sol kesiminin genelinde bir beklenti oluştu. Herkes CHP’nin o andan itibaren topluma açılacağını, oylarını katlayacağını, Parti içinde nihayet oluşturulacak yepyeni bir tüzükle “parti içi demokrasi”nin artık bir yakınma değil, bir övünç vesilesi olacağını tahmin ediyordu. Ama işler hiç de öyle gitmedi. Aradan geçen ve iki yıla doğru gitmekte olan Kılıçdaroğlu Genel Başkanlığı’yla geçen süreçte, CHP ne yazık ki demokratik bir tüzüğe kavuşamadı, toplumun üretken STK’ları ile buluşamadı. Bu da yetmiyormuş gibi Parti hızla kendisine o sarsılmaz köklerini kazandıran CHP ideolojisinden somut ve şaşırtıcı adımlarla uzaklaşmaya başladı. “Yeni CHP” (Y-CHP) olduğunu kendisi iddia eden başka bir parti çıkıverdi ortaya! Laikliği savunmaktan korkan, Atatürk dönemi hakkında yapılan saldırılarda kekeleyen, özgürlüklerin, yazar ve sanatçılarının arkasında durmaya çalışmayan, AKP politikalarına imrenir gibi onu taklide kalkışan, muhafazakarlığa teslim olmuş bir “çakma” CHP… Kimse bu tanımlamadan alınmasın. Siz geçmişinizi ve politikalarınızı gömüp, ortaya farklı kılıkta çıkmış başka bir Parti haline dönüşürken, ne olursanız olun artık “gerçek CHP” olamazsınız. Böyle bir farklı parti özlemi olan başka insanlar, dürüstçe YDH veya ÖDP gibi başka Partiler kurmuşlardı!
CHP bu “metamorfoz”u yaşayıp, Cumhuriyeti çökerten psikolojik harekatın kalemşörlerine “şirin” görünmeye çalıştığında, AKP’nin Cumhuriyet’i çökerten adımlarına
“dur” diyebildi mi? Hayır. Silivri’de yatan iki vekilini, o tutmayan “yemin etmeme” restinden sonra dışarı çıkarabildi mi? Hayır. Peki, özgürlükleri, laikliği ve yaşam tarzı savunularını 2. Plana atmayı tercih etti de oylarını mı arttırdı? Yine hayır. Neyi mi başardı CHP? Dost acı söyler. Hele şu günlerde yakın ufukta seçim yokken daha da rahat konuşur: CHP, aydınlara “yalnızsınız, ben arkanızda değilim, sizi savunamam, ben varoşlardaki AKP oylarına oynuyorum” mesajını vermeyi başardı (!). CHP, TSK infaz edilip kılıçtan geçirilirken, küçük serzenişler eşliğinde bu kıyamı duyarsızca seyretmeyi başardı (!!). CHP “Ne olacak bu ülkenin hali, artık kalbim dayanmıyor” diyen halk kitlelerinin umutlarını söndürmeyi başardı (!!!). CHP “yeni bir tam demokratik tüzük yapıp yoluna devam eder ve halkı arasına katıp iktidar olabilir” diyen Parti içi demokratik ateşi de ne yazık ki söndürdü! Ancak bunları aktifine (!) geçirebildi!
Baykal döneminde hangi şikayetler yükseliyordu CHP’den? Anti-demokratik bir tüzük, sorgusuz-sualsiz görevden alınan ilçeler, iller, genel merkezde yapılan atamalarla kör topal yürüyen adaylıklar, CHP kökeniyle alakası olmayan alakasız işadamları, hatta sonradan AKP’ye kaçanlar, kapalı kapılar… Ne değişti yeni yönetimle? Koca bir hiç. Kendisi henüz Grup Başkan Vekili iken hazırladığımız tüzüğü önceden bilen, hak veren Kılıçdaroğlu, şimdi “kraldan fazla kralcı” oldu, yeni koltuğunu kaybetmemek için bazı takım arkadaşlarının manevraları ve taktikleriyle arasına mesafe koymadı. Parti çıkarlarının gerekleri ikinci plana itildi, delege ve alan koruma gibi, eski tas eski hamam siyaset tarzları tercih edildi. Bugüne kadar kendisinin kararıyla onca il başkanı, gençlik ve kadın kolu başkanı, ilçe başkanı görevden alındı. Parti Meclisi’nde “Tüzük Kongresi” isteyenler dışlandılar. Nihayetinde Kılıçdaroğlu bu sürekli ertelenen “üvey evlat” tüzük kongresi’ni, Kurultay’ın veya Kongrelerin ertesine atarak, genel seçimlere yine kendi seçtiği delegelerle girme yolunu tercih edeceğinin işaretlerini verdi. Bunlar, demokrasi taleplerine karşı maalesef yakışıksız çabalar. Gerçekten anlamakta zorluk çekiyorum: Siyasette koltuğa oturanın başı dönüyor, belleği zayıflıyor, selefine dair eleştirdiği tüm defoları sanki hücrelerine geçiriyor. Bunun nedenlerini nasıl izah ederiz ki? Bu yazımı okuyan kimileri hemen “CHP’yi karıştırmayın şimdi” diyebilir. Halbuki CHP bu statüsüyle, tam tersine şimdilerde çalkalanmazsa, yine bilmem kaçıncı kez hüsranla tanışacak! Ve bu belki Parti’yi bitirecek!
Baykal’ı en çok eleştirmiş insanlardan biriyim. Baykal döneminde de CHP anti-demokratikti, ama hiç olmazsa çizgisinden ödün vermiyor, ülkenin karanlık maceralara çekilmesine sokaktan da “dur” demeyi akıl ediyordu. Hiçbir liderin
“Efendim beni, yerine oturduğum insanla kıyaslamayın” deme lüksü yok. Dost acı söyler demiştik, değil mi?
Peki bu ülkede demokrasi ve hukuk iflasa taşınırken, Y-CHP ne işe yarıyor, nasıl bir koruyucu duvar oluşturmaya gayret ediyor? Ya da böyle bir gayreti var mı?
Türkiye uçurumun neresinde? Haftaya…

KRALEX TEKRAR SAHNEDE!



Gaziantep maca cok hizli basladi. ust uste kacan 3 pozisyon, daha dogrusu, Volkan in yaptigi 3 mukemmel kurtaris vardi. Baroni nin 11. Dakikadaki uzaktan sutunu saymazsak sahanin krali Antepti. Nitekim, "geliyorum" diyen gol, bir dakika sonra kontratakta Sosa'nin pasinda Bekir Ozan in ayagindan filelerle bulustu. Fenerbahce golden sonra da kendine gelemedi. Amatorce paslasmalar, bos sahalar yaratamayan verkaclar ve bunun karsisinda rakibinin zaaflarini gorup defansa cekilecegine 2. golu arayan, Sari lacivertlilere inat aciklari mukemmel kullanan bir Antep... Ama alaturkalik devrenin son dakikasinda misafir takimi vurdu. Alakasiz bir pozisyonda orta sahada top suren Stoch'un bilegine arkadan basan Kerim'e hakem 2. saridan hakli bir kirmizi verince Antep 10 kisi kaldi. O anda Kendilerini hic ilgilendirmeyen itirazlara kovboyculuk oynamak bazi isteyen bazi Fenerliler de katilinca El Yasa disinda Baroni de sarariverdi.

2. yariya girerken Kocaman, Semih ve Gokay' i cikarip, oyuna Bienvenu ve Caner' i alarak basladi. Baslarda, Fenerbahce nin panikle dolu psikolojisinden nasibini alan taraftarlar, olur olmaz her pozisyonda hakemi etkilemeye calisirken kendi oyuncularini da arada oyundan dusurduler.Dakikalar hizla erirken ciddi gol pozisyonu yoklugu, Sari lacivertlilerin sozde baskisinin kuru gurultu oldugunu ortaya koyuyordu. Belki 66 da Bienvenu nun kafasi disinda Fenerbahce o 75 ve 77. deki muthis 2 dakikasina kadar umut bile verememisti. Ama Alex' in once Ziegler'e asist yaptiran ardindan da Baroni' ye asist yaptigi iki hareketle sari lacivertliler Atom karinca Stoch ve gizli golculeri Baroni nin ayagindan Saracoglu'nda patlamayi bekleyen 12. adamlarini ayaga kaldirdilar. Kalan dakikalarda, tribunlerde futbolun futbol disi anlamlar yuklendigi duygusal anlar yasandi.
Alex in Topuz a yaptirdigi son asistle gelen 3. golun ardindan tek dikkat ceken nokta, Alex ve Topuz'un yine birbirleriyle gol sevinci yasamama inadiydi.
Boylece Fenerbahce, elinde kalan son rekorunu Saracoglu' nda 32 maca tasiyarak gecen haftanin moral bozuklugunu atlatmayi basardi ve uzun suredir ilk defa 2. yaridaki oyunuyla umit verdi.

6 Ocak 2012 Cuma

'Döngü'


Description: http://www.bedribaykam.com/ecard/ecard_banner.jpg

A. Halim KULAKSIZ

"DÖNGÜ"

9 Ocak – 11 Şubat 2012

Description: http://www.bedribaykam.com/ecard/at-arabasi-1.jpgA. Halim Kulaksız’ın yaşamın döngüsüne fotografik olarak özel bir yorum kattığı“Döngü” isimli sergisi 9 Ocak 2012’de  Piramid Sanat’ta açılıyor.

Fotoğraf sanatında 50 yılı aşkın bir süredir eserler üreten Kulaksız’ın son 2 yıldır üzerinde çalıştığı “Döngü” serisi, bilgisayarda özel bir teknik ile düzenlenip, sanatçının kendi fotografik ve bilgisayar yorumu ile özel bir sunumla sergileniyor. Toplam 30 eserden oluşan sergi dünyadaki en ileri müze sunum teknolojileri ve DIASEC tekniği ile üretiliyor.
Sanatçı sergisine dair görüşlerini şöyle aktarıyor; “Hayatın kendisi bir döngüdür. Bizler aslında lineer bir çizgide devam ettiğini sandığımız hayat çizgimiz uzaktan bakıldığında sadece kendi etrafından dönen bir çemberden ibaretiz. Başladığımız nokta aslında sona erdiğimiz noktadır. Arada geçen zaman ve yolculuğun kalitesi, güzelliği ve hoşlukları bizim hatıralarımızı oluşturur. Bizim de yapmamız gereken, bu sergide yapmak istediğim gibi, bir adım geriye atıp hayatımızın bu döngü içindeki gerçek anlamını bulmaya çalışmaktır.”
Sergi 11 Şubat 2012 tarihine kadar Piramid Sanat’ta izlenebilir.
A Halim Kulaksız, bu sergiyi 41 yıllık hayat arkadaşı ve 9 Kasım 2011 tarihinde kaybettiği Sevgili Eşi R. Aysel Kulaksız'ın anısına ithaf ediyor…
Açılış:  
9 Ocak 2012 Pazartesi
Saat:  
18:00 - 21:00
Yer:  
Piramid Sanat
Bilgi için:
Tuba Kurtulmuş
0212 297 31 15-20-21
Description: http://www.bedribaykam.com/ecard/ecard_bottom.jpg
Description: http://www.bedribaykam.com/ecard/ecard_logo.jpg
© 2011 Piramid Sanat
Feridiye Cad. No:23 Taksim - İstanbul
T: 0212 297 31 15-20-21 | F: 0212 297 44 11
info@piramidsanat.com | piramidartcenter@gmail.com | www.piramidsanat.com
Bu e-mail size Piramid Sanat etkinliklerini duyurmak amacıyla info@piramidsanat.com adresinden gönderilmiştir.
Mail listemizden çıkmak istiyorsanız buraya tıklayınız.
Maili düzgün görüntüleyemiyorsanız lütfen buraya tıklayınız.


4 Ocak 2012 Çarşamba

FENER BUNA DA SUKRETSİN / Bedri Baykam


Fenerbahce Alexsiz kadrosunda kaptanin yerine son donemin en cok elestirilen oyuncusu Ozer i alarak basladi. Sari lacivertliler adina bu karar yine pek hayirli sonuclar vermedi. Gol yollarindan haritasini kaybetmis tedirgin bir turist kadar uzak duran takimin sahada eksik olan hirsi degil, akli ve oyun bilinciydi. En iyi niyetlerle bu maci izleyen hic bir taraftarin, bu takimin hangi yontemlerle gol atabilecegini anlamasi mumkun degildi!  Stancu nun bir Orduspor kontrataginda 35 metreden attigi nefis sut, ust aglarin tozunu alirken vicdani olan her Fenerli bile bu gole sapka cikardi. Orduspor, golden sonra kapanacagina 2. Gol yollarini zorlamayi ihmal etmedi. Gokhan Gonul un uzaktan attigi sut Fener in tek artisiydi bu dakikalarda...

2.yariya Fenerbahce Stoch un yerine Caner, Ozer in yerine Dia yi alarak basladi. bu hamleler, Stoch un niye ciktigi anlasilamasa da, takimi hareketlendirdi. Sari lacivertliler hizli bir atakta Semih in asistiyle ceza sahasi nin hemen disinda topla bulusan Emre nin akil dolu sol ic plasesiyle beraberligi sagladi. Yine Emre nin bir serbest vurusunda, Serdar Kesimal in bir metreden attigi kafa sutunu kaleci sansli bir refleksle cikardi. Mac orta sahada sert ve tempolu havasini kaybetmeden surerken Aykut son sansini Baroni nin yerine Bienvenue degisimi ile kullanirken, Maci kazanamamanin getirecegi sikintilarin farkindaydi. Fakat bahtsiz Fener orta sahasi ve forvetleri  komik pas hatalariyla  herhangi bir sekilde rakibi zor duruma dusurmemeye yeminliydi sanki. Buna hakemin her takdir hakkini ev sahibinden yana kullanmasi da eklenince sari lacivertliler son 10 dakikada hic pozisyon uretemediler. 87. Dakikada yarim metreden Stancu golu kacirinca skor beraberlige kilitlendi.
Bu gidisle Fenerbahce ciddi 1-2 transfer yapamazsa, bu sene play-off un umut vermeyen takimi sifatina kadar geriler...

Çakal.../ Bekir Coşkun


Bekir Coşkun

 

Çakal...

04 Ocak 2012 Çarşamba
Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun yönetimine getirdikleri kişi, “Atatürkçü olmayı hakaret sayarım” dedi ya...
Demek ki görevinin bilincinde...
Atatürkçü olsa niye orada olsun?..
*
Ben şaşırmadım...
Dört yıl önce “O benim cumhurbaşkanım değil” dediğim Abdullah Gül’ün,Atatürk kültürünü, dilini ve tarihini “Atatürkçü olmayı hakaret sayan”birisine teslim etmesi çok da normal geldi bana...
İyi ki “O benim cumhurbaşkanım değil” demişim...
Ben Atatürkçüyüm çünkü...
O gün bu gündür Atatürkçüler itilip kakıldılar...
Hapishaneler bizlerle dolu...
Ölenler hücrelerde öldü...
Kalanlar hasta...
Zindanda arkadaşlarımız...
Çocukları gidip sarıldıklarında, babaları küf ve çimento kokuyor...
*
Atatürkçü olsaydı hapisteydi...
Normaldir; Atatürk’ün dil, tarih, kültür mirasını emanet ettikleri birisinin“Atatürkçü olmayı hakaret kabul ederim” demesi...
Şimdi bir Atatürk kurumunun başında oturup, Atatürkçülerden nefret etmek gibi enteresan bir görevi var...
Bu bir yıkımın...
Bir istilanın...
Bir intikamın...
Bir kinin...
Bir nefretin...
Bir yokedişin görevlisi...
*
Geri kalanı sadece çakalın hikâyesidir...
Çakal, ava çıkmış yırtıcıları izler...
Yırtıcı avının peşinden giderken, çakal saklanarak arkasındadır...
Yırtıcı avını parçalayıp yok ederken, o sinip bekler... Kanlı kavgadan geri kalacak atıklarla karnını doyurmaya bakar sadece...
Çakal...
*
Atatürkçülük; bağımsız, özgür, demokrat, saygın, çağdaş, modern, gelişmiş bir ülkenin bireyi olma idealinin adıdır...
Adam olmaktır Atatürkçülük...
Sana hakaret olur...
Sen olma...
Yakışmaz...
 

3 Ocak 2012 Salı

RUSYA: PUTİN’E BÜYÜK MUHALEFET TEHDİDİ / Bedri Baykam / 3 Ocak 2012 tarihli Cumhuriyet makalesi..



Yılbaşını Moskova ve St. Petersburg’da geçirdik. Rusya’nın son 20-30 yılda nereden nereye geldiği inanılmaz! Kadın çorabı bile bulunamayan ülkede, bugün batılı tüm markalar cirit atıyor, Mc Donalds ve Starbucks, Kiril alfabe yazılışlarıyla sokakları dolduruyor. “Daha 1990’larda tuz veya tuzluk yoktu bu ülkede, vitrin kavramı bile yoktu, Betonarme dökmeyi bizden öğreniyorlardı, onlarla da yalnız ya Lenin, ya Stalin, ya da Kruşçev tipi prefabrik evler yapılırdı” Bu sözler 20 yıldır Rusya’da yaşayan Türk mimar-müteahhit Gökhan Tuncalı’ya ait. Değişen Rusya hakkındaki bazı sorularımı böyle yanıtlıyor.
Rusya’da 1900’lerin en başlarında doğup bugün hala yaşayan insanlar yok mudur? Herhalde İnönü’nün
“insan ömrüne sığan değişiklikler hayret vericidir”sözleri onlar için sarf edilmiş! Çarlık Rusyası, Ekim Devrimi, Komünist rejim, Lenin, Stalin, “Gulag” dönemi, Soğuk Savaş, Glasnost ve … ne idüğü belirsiz yeni dönem! Rusya bugün Komünizm, Liberalizm ve faşizm sentezine benzeyen mantık dışı bir yerlerde sanki yeni rejimini arıyor. Son 10-15 yılda felç geçirircesine durağanlaşmış muhalefet, şu anda dev bir kıpırdanma içinde. Büyük dalga, Komünist Parti’den değil, internetten geliyor. Arap dünyasının “Çakma baharı”ndan daha başarılı olup olmayacağını zaman gösterecek.
Rusya’da “muhalefetçilik” zor zanaat. Zaten bu ülkede insanın pek bir değeri yok. Hatta bununla ilgili bir atasözleri de var
; “Ne fark eder, bir eksik bir fazla, burası kocaman Rusya”.Her an helikopteriniz “şanssız bir kaza sonucu”düşebilir, ya da gazeteci Anna Politkovskaya gibi apartmanınızın asansöründe dört kurşunla vurulmuş bulunabilirsiniz. Ya daLebedev veya Khodorkovsky gibivergi soruşturması sonucu yıllarca hapislerde çürüyebilirsiniz. Bunların ötesinde yeni dönem “düşmanlar” olan blogger’lar, her an kelle koltukta yaşıyorlar. 4 Aralık’ta yapılan seçimlerde program üstünden sahtekarlık yapıldığı iddiaları ile on binlerce insan sokaklara döküldükten iki hafta sonra, 24 Aralık’ta, ikinci büyük muhalefet buluşması, Moskova’da 1993’den beri ilk defa 100.000 kadar insanı bir araya getirdi. Henüz tam bir lideri olmayan bu muhalefetin öne çıkan ismi Alexei Navalny. Konuşmasında “Ben burada Kremlin’i ve Beyaz Saray’ı alacak bir güç görüyorum, evet, biz barış içinde bu değişimi gerçekleştirmek istiyoruz, ama sabrımızın sınırı var” gibi iddialı sözler sarf eden ve en son 15 gün hapis yatan Navalny’nin dışında, bu sene 14 kere tutuklanan Sergei Udaltsov hala hapiste ve üst üste açlık grevleriyle hükümeti terletiyor. Twitter ve bloglardan çığ gibi büyüyen bu taze muhalefetin zaafı, birleşik olmaması. Ana sloganı “biz, halka ait olanı alın”olan Navalny’nin karizmatikliği çekememezlik yaratırken, milliyetçilerle olan işbirlikleri eleştiri alıyor. Liberal muhalif, efsanevi dünya satranç Şampiyonu Garry Kasparov da dikkat çeken isimler arasında: “Artık biz daha kalabalığız, büyüyoruz ve korkularımızı yendik” diyor.
Tabii atılan sloganlara bakılırsa bu başkaldırının cesareti hemen ortaya çıkıyor. Duma seçimlerinin iptali ve Seçim Kurulu Başkanı’nın istifasını isteyen kitleler, Putin’in “Birleşik Rusya”sının
“Dolandırıcılar ve Hırsızlar Partisi”olduğunu haykırıp Kremlin’in “çetevari” işgaline son vermek istediklerini vurguluyorlar. Bu muhalefetin tek koldan değil de atomize parçalar halinde sürdürdüğü merkezsiz kuşatma, Putin ekibine daha ağır bir fatura bırakıyor. Devlet televizyonunun saptırılmış yayınları artık halkı sakinleştirmeye yetmiyor. 4 Mart’ta yapılacak başkanlık seçimlerinde Başkan Medvedev’le yer değiştirmek isteyen Başbakan Putin, (Hay Allah, bu bana neyi hatırlattı acaba?) gelişmelerden son derece rahatsız. Henüz bizim ülkenin geliştirdiği “ileri demokrasi”metodolojilerini (!) tam keşfedemediği için, sokak muhalefetini bastıramayan Putin, “muhalefetle diyaloga girelim de, kiminle konuşacağız ki”diyerek ortadaki bölünmüşlüğe gönderme yapıyor. Potansiyel liderleri sürekli içeri girip “çıkan” direnişin tek ortak noktası ise “Putin’e oy yok” sloganı. Rusya, birçok gelişmeye gebe. Sosyalizmin, “liberal faşizm” e kalıcı dönüşü, sancısız yaşanmayacak. Protestocuları maymunlara, sembolleri beyaz kurdeleyi de prezervatife benzetme gafını yapan Putin’in başı daha çok ağrır. Çünkü batıya karşı kan içici bir tirana dönüşmeden, sakin yollardan bu yangını nasıl bastıracağını pek bilemiyor. Sokak muhalefeti bize oranla çok daha güçlü ve daha özgür olan Rusya, dünyayı şaşırtacak günlere doğru yol alıyor.