9 Kasım 2010 Salı

CHP: DEPREMİ BIRAK SEÇİME BAK! / Bedri Baykam / 9 Kasim 2010 Cumhuriyet makalesi..


     CHP: DEPREMİ BIRAK SEÇİME BAK!   /   Bedri Baykam
           
            CHP'de yaşananlar tabii ki partiye güvenen kitlelere tam bir şok yaşattı. Kabus gibi geçen 48 saat tüm partililerde bir travma bıraktı.            
            Baktım herkes "Korku İmparatorluğuna Son" vermekten söz ediyor, en başta Kılıçdaroğlu... 2003'te bu başlıklı kitabı yazdım, bu dönemin tüm siyasi literatürü değişti...O günden bu yana, Türkiye'de daha fazla kullanılan bir siyasi deyim olmadı herhalde! Bana sorarsanız, tüm kavgalar kamuoyuna kapalı bir PM'de, halledilmeliydi. Ama belki de bu yaşananlar, hamleyi yapabilmek için kaçınılmazdı, kimbilir... Sonuçta Başsavcı'nın ikazıyla başlayan süreç, depremle sürdü ve kıyıları alt üst eden tsunami şimdilik duruldu görünüyor.
            Açık konuşmak gerekirse öncesinde de pek mükemmel sayılamayacak tüzük, 2003 yılında başkanlığa aday olduğum 30. Kurultayda son anda yasalar hiçe sayılarak apar topar değiştirildi ve parti kendisine hiç yakışmayan "faşist" bir tüzük yapısına geçti, Başkan'a rakip adayların önü mantık ve hukuk dışı yöntemlerle kesildi. Geçen hafta Başsavcı'nın talimatıyla devreye sokulan Aralık 2008'de değiştirilmiş ve Sav'a karşı yedekte bekletilen tüzük ise, bu faşist yapıya monte edilen "Nazi" kurallarından oluşuyor: Başkan'ın tek başına MYK'dan 13 Genel Başkan Yardımcısı seçip, canı istediğinde bunları değiştirebilmesi, Padişah-Vezir ilişkilerini hatırlatan, sosyal demokrat bir yapıyla ilgisi olmayan, AKP'nin kullandığı yöntemler!
            Bu nedenlerle hatırlayacağınız gibi, 13 Ocak 2010'da CHP İstanbul İl Merkezi'nde aylarca süren bir çalışmadan sonra, tam demokratik bir tüzüğü onca kıdemli partili ve hukukçunun da katkısıyla oluşturmuş ve kamuoyuna sunmuştuk. Var olan tüzük ve "saklanan" yamasının hiçbir satırında olmayan ideal bir partileşme modeli öneriyordu bu çalışma (www.chpdemokratikdevrim.org sitesinde mevcut). O günlerde burun kıvırıp "her şey bitti de Partinin tüzüğü mü kaldı" diyenler, herhalde son yaşananlardan sonra epey mahcup olmuşlardır!
            Şimdi yeni CHP yönetiminin önünde tam demokratik bir yapıyı yaşama geçirmek için hiçbir bahane yok. Kimse "yeni bir tüzük hazırlamaya vakit yok" diyemez; çünkü elde gerek en son bizlerin, gerek daha önce Haluk Koç ve ekibinin hazırladığı tüzük çalışmaları var. Umarım bu hamle gerçekleşir ve CHP büyük bir ayıptan kurtulur. Aksi takdirde kamuoyu "ne oldu, Parti demokratikleşeceğine, politbüro üyelerinin adı mı değişti?" diye sorar haklı olarak. Ankara'dan gelen sinyaller ise olumlu: Kılıçdaroğlu da en başından bildiğim gibi, varolan bu yakışıksız tüzüklerden çok rahatsız ve ilk fırsatta bir Kurultay'da bu durumdan kurtulmak istiyor...
            CHP'de "eski-yeni" tartışmasına gelince... Kimi yeni MYK üyelerinin, tüm yaşananlardan sonra hala "türban silahını AKP'nin elinden almak" söylemine hapsolması biraz rahatsız etmeye başladı. Çünkü bu senaryonun hiç tutmadığı artık görüldü. Tam tersine artık "CHP Antibiyotiği"nin kullanımdan kalktığını görenler , türbanı yalnız kamusal alana değil, ilk öğretime ve liseye sokma yarışına girdiler! Yani onların "türban zulmü" dedikleri olay, CHP sayesinde boyut atladı, hepsi bu. Artık bu hatadan dönülmesi şart. Aynı şekilde CHP'nin kendi tabanını isyan ettirircesine "laiklik tehlikede değil" diyebilmesi, olsa olsa şu anlama gelebilir "günümüz Türkiyesi'nde laiklik artık kalmadı ki, tehlikede olsun!".
            Kara mizahı bir kenara bırakıp, CHP'ye sormak isterim: Başbakan'ın sağ kolu gazeteciler, parti'nin iyi niyetle yaptığı türban ve diğer "açılım"ları neden bu kadar hararetle alkışlıyorlar? CHP, AKP'yi geçip, birinci parti olsun diye mi? Yoksa merkez sağ gibi erime sürecine girsin diye mi? CHP, medyada sansasyon yaratmak için, partinin ideolojisiyle ters düşen laflar söyleyen PM üyelerini starlaştırarak bir yere varamaz, ancak kan kaybeder. Bu gerçeği hiç kimse göz ardı etmesin.
            CHP, bu büyük iç dönüşümü atlatırken, Kılıçdaroğlu parti içi yapısal devrimi sekteye uğratmadan, her grubu kucaklamalı. Zaten bunun işaretlerini de görüyoruz. Sonuçta suların durulduğu şu günlerde, CHP artık acilen seçim startını vermeli. Yalnız Haziran 2011'deki kritik buluşmaya odaklanmalı. Tam demokratik tüzük, seçimlerden önce devreye sokulmaya çalışılmalı ve bu yapılamasa bile, parti tüm üyelerin katılımıyla ön seçim yaparak adaylarını tespit etmeli.
            İtiraf etmeliyim ki, CHP'nin tam demokrasiye kapısını aralaması konusunda en büyük umudum, yeni Genel Sekreter Süheyl Batum. Kılıçdaroğlu o makama bu güven verici ismi getirerek "ulusalcılıktan kopuluyor mu?" tartışmalarına set çekti. Çağdaş bir Anayasa Hukuku Profesörü olan bu değerli arkadaşımızın bir kaç ay öncesinde İstanbul'da yaptığımız "CHP Tüzüğü'nde, 'Demokratik Devrim' mümkün mü?" panelinde söyledikleri kulaklarımda yankılanıyor ve yüreğime su serpiliyor...

8 Kasım 2010 Pazartesi

İkinci Ümraniye kumpasında tutuklanan Teğmen Mehmet Ali Çelebi'den muthis savunma..

TEĞMEN ÇELEBİ'DEN MÜTHİŞ SAVUNMA

İkinci Ümraniye kumpasında tutuklanan Teğmen Mehmet Ali Çelebi öyle bir açıklama yaptı ki...

Kara Pilot Teğmen Mehmet Ali Çelebi dünkü duruşmada söylediklerinin tamamını yayınlıyoruz:

Sayın Başkan...

Türk Milletinin nam ve hesabına yapmış olduğum maske düşürücü savunmam milletimize intikal etmiştir.

Duyarlı vicdanlar hakikatin zafer çığlığına iştirak edecek ve bu iddianameyi hakettiği şekilde tarif edeceklerdir:

Yanlışlıklar ve çelişkiler komedyası...

Olmayanı var eden zalimlik...

Gizli tanık menşeili bir sahtelik...

Delil yokluğundan ürkütücü kelimelere sarılan acizlik...

Akla,mantığa,vicdana itaasizlik...

Türk Subayına,Türk Gençliğine en temiz duygulara kötü gözle bakabilen sinsilik...

Atatürk alerjisi olan şaşkınlık,zehirli bir kasıt...

Kin çıbanı,ahlak felci,ruhsal çarpıklık,hukuksal kabızlık...

İki gün boyunca Türk Milleti adına sorgulandım.Bana üzerimdeki üniformayı lütfedip,beni vatana hizmet etmem için yetiştiren yüce Türk Milleti adına şimdi ben soruyorum:

Bu iddianame;

Adaletin onuruna mı,kamu yararına mı yoksa şeytanların çıkarına mı sunulmuştur.

Somut delillerin sağlam kayasına mı,yoksa kendilerini yarasa gibi karanlıklara gizleyen iftiriacıların kaypaklığına mı tutunmuştur.

Hakkımdaki kuvvetli şüphe nerededir?

Memleket aşkımda mıdır?

Hukuksuzluğa isyanımda, sesimdeki hiddette midir?

Bilinsin ki benim sesimdeki kuvvet ve sağlamlık müdafaa ettiğim değerlerin kutsallığından,meşruluğundan ve memleket üzerinden dönen tehlikelerin ciddiyetinden kaynaklanmaktadır.

Bu ses er veya geç milletimizin vicdan ve şuurundan kıymet bulacaktır.

Sayın Başkan,

Bu iddianameye mahkeme salonunda gerekli cevabı verdim. Ama bu yeterli değildir.

Emin olunuz ki bundan sonraki yaşamımda benim cevabım olacaktır.

Ben yaşadıkça bundan önce olduğu gibi bundan sonra da alacağım görevlerdeki muvaffakiyetimle bu iddanameyi lanetlemeye devam edeceğim.

Ben öldükten sonra da bizim yetiştireceğimiz namuskar vatan evlatları bu kağıt tomarını hakettiği yere koyacaktır.

Bu iddianame memleketimize yapacağımız büyük hizmetlerin önünde diz çökecek,kurumuş bir yaprak misali çaresizce oradan oraya sürüklenecektir.

Uzaklara..!

Adalet duygusundan doğruluktan fersah fersah uzaklara savrulacaktır.

İftiracılara çobanlık ettiği çöllerde,yalanın sivrisinekleriyle dolu bataklıklarda debelenip duracaktır.

Aklımız,kalbimizi,kılıcımızı,kalememimize varlık sebebimize-ülkemize adadığımızda şaşıracaktır.

Ola ki günün birinde kanımızı canımızı milletimize sebil etme şerefine erişir de bembeyaz bir kefenle aklanırsak,utanacaktır bu KARAname.

O zaman ben gözlerin gördüğü,kulakların duyduğu,yüreklerin attığı heryerde olacağım.

Bu iddianame ise yalnızca karanlığın sustuğu yerde olacaktır.

Kendi vatanımda beni milletime hasret bırakan bu iddaname dünyada erdem,iyilik hüküm sürdükçe huzur bulamayacaktır.

Çünkü hakikat,çünkü şeref,çünkü özgürlük bütün heybetiyle bu iddanamenin karşısında dikilecektir.

Artık bu KARAnamenin yükü artmıştır.Sırtında bir dolu mutsuzluk, ölümler,gözyaşı,kin taşımaktadır.

En derin iç çekişlere zulümlere sarmalanmıştır.

Kara düşüncelerle beslenip,yalan soluyan bu iddianame hakikatin saf ve temiz havasıyla zehirlenecek,nefesi kesilecek,yerlerde sürüklene sürüklene şu gerçeği öğrenecektir:

''En uzun gecelere şafaktan ötesi yoktur'"

Bizi değerlemizden koparma sınaması yapan bu iddianame Türk Subayının ne olduğunu öğrenecektir.

Subaylık demek,icap edince hayat ve rahatını feda etmeyi katiyen göze almış olamak demektir.

Subay, direnmenin ve yiğitliğin cevheridir.

Ölüm bizim gözümüzde bakar uçurumlara...

Albayrak bizim eğilmez başlarımızın üzerinde dalgalanır.

Onur,şeref çökmeyen omuzlarımıza tahtını kurar...

Gelecek bizim yüreğimizden umut dilenir...

Bağımsızlık cansız bedenlerimizi evlat edinir.

Türk Subayı kibirde çakıl taşı,zorluklarda sabır taşı,fedakarlık ve feragatta mezar taşıdır.

Bilesiniz ki Türk Subayı muharebeden kaçmaz.

Bütün bir hasmın yıldırımlarına ve şimşeklerine göz kırpmadan bakar,onları ayaklarının altında çiğner.

Türk Subaylarının Türk Gençliğinin zaman,zemine,koşullara göre değişmeyen hareket planı şudur:

''Büyüklük odur ki,hiç kimseye iltifat etmeyeceksin,hiç kimseyi aldatmayacaksın,memleket için gerçek ülkü neyse onu görecek,o hedefe yürüyeceksin.Herkes senin aleyhinde bulunacaktır.Herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır.Önüne sayılamayacak güçlükler yığılacaktır,kendini büyük değil küçük,zayıf,vasıtasız,hiç telakki ederek,kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu güçlükleri aşacaksın.Ondan sonra sana büyüksün derlerse,bunu diyenlere de güleceksin.''M.Kemal ATATÜRK

Asla ödeyemeyeceğimiz borçlarla doğduğumuz Cumhuriyetimize M.Kemal devrimlerine tavizsiz sadakatimiz devam edecektir.

Kimse umudunu soldurmasın..!

Cumhuriyet uğruna toprağa düşmeye de,zindana düşmeye de razı olan onurlu Tük Subayları ve eserin asli sahibi Türk Gençliği Cumhuriyeti sürekli ve yürekli olarak savunacak,şerefli esaretimiz milletimize nice bayramlar yaşatacaktır..!

Mehmet ALİ ÇELEBİ Tutuklu Kr.Plt.Tğm.5 Kasım 2010

6 Kasım 2010 Cumartesi

Bedri Baykam / Fotogol yazisi..

Futbol ve psikoloji!

FENERBAHÇE, Bursaspor'un takıldığı ve Trabzon-G.Saray maçının puan kayıplarını beklediği haftada zorlu rakip Eskişehir önünde kazaya gitmemeyi başardı. Oyunun hemen başında Bünyamin Gezer'in verdiği penaltı sarı-lacivertli taraftarları şoka soktu. Normalde bu tip pozisyonları hakemi şikayet sütununa yazmaya alışık olan Fenerbahçeliler, şaşkın şakın bakarken Alex her zamanki sukunetiyle yan ağları gördü. Fenerbahçe oyunun genelinde "Semih-Alex AŞ" nin birbirine nihayet kavuşmuş olmasının lüksünü, Emre,Topuz ve Gökhan Gönül'ün de katılımıyla Brezilya ekolü bir şov futboluna taşıdı.. Konu şu; Alex, Türkiye'de istatistiklerde yalnız gol ve asistleriyle anılıyor, halbuki dün 2. ve 4. gollerde olduğu gibi asistin hemen öncesinde yaptığı golü hazırlayan paslarını da sayarsak o zaman o rakamlar daha da ulaşılmaz hale gelir. Psikoloji futbolda işin çoğunluğunu elinde tutar. Lugano, yine gereksiz itiş kakışlarla önce sararıp ardından kızarırken, yine kendi kendini bitiren adamdı. Fenerbahçe seyircisi Bilica yüzünden yenilen ikinci golden sonra bu futbolcu topa her değdiğinde onu ıslıklayarak psikoloji dersinden toptan sınıfta kalmış oldu. Sanki bu futbolcu takıma bir gol daha yedirse mutlu olacaklardı... Semih, tribünde ve yedek bankosunda boy boy gol krallarının tetikte beklediği bir kulüpte yedek kalsa bile kimseyi umursamadan her oyuna girdiğinde kendisi maçın liderliğine soyunmaktan sakınmıyor. Kazım'a gelince; Aykut hoca onun psikolojisini resmen iflas ettirmiş.! Bir yandan şansını iyi kullanabilmek için hata yapmaktan korkarak kendine has sorumlulukları ve riskleri almadan oynuyor, bir yandan da bu teredüddüt onu en basit hatalara itiyor. Diyecek laf bulamıyorum... özellikle Galatasaray ve Bursa maçlarında onca eksiğe rağmen oynatılmaması bence Kazım ın sinirlerini çöpe atan nihai darbeyi oluşturdu. Bundan nasıl çıkmayı başaracak bilemiyorum. Çünkü Aykut un bu yönde bir planı olduğuna pek inanamıyorum... Fenerbahçe, sonuçta haftayı bunlara rağmen kayıpsız kapamayı başardı...

2 Kasım 2010 Salı

CHP: “RADİKAL HAMLE” NEDİR, NE DEĞİLDİR? / Bedri Baykam / 2 KASIM 2010 TARİHLİ CUMHURİYET GAZETESİ MAKALESİ..

CHP: “RADİKAL HAMLE” NEDİR, NE DEĞİLDİR?        Bedri Baykam

         Bu yazıyı okumadan önce derin nefes alın ve size “dayatılmış” tüm önyargılardan uzaklaşın. Ardından kemerlerinizi bağlayın ve uçuşa hazır olun! Bu makale, CHP’ye ve onun kapsama alanına “radikal”, farklı bir “yaşam siyasası” önerecek. Bu sunumun başarı garantisi? Tabii ki yok. Ama en azından insanlığın ve Türkiye’nin bu evresine yakışan bir hamle denenmiş olur. Çünkü kesin nokta şu: Bu gidişat CHP’yi tartışmasız eriterek uçuruma taşıyor. Yani “2. yarı taktik değişmezse” bir alternatif bile deneyemeden acı son kapıda…
         İlk hatırlayacağınız canlı örnek şu olsun: Hani bir ay kadar önce Antalya Belediye Başkanı Mustafa Akaydın’ın, kentte bira içilen bir festival düzenleyip genç manken kızlarla kol kola dansettiği ve “tepki gören” sahne var ya? İşte CHP ve hatta Türkiye’nin kurtuluşuna ışık tutabilecek hamlenin prototipi o güzel anda saklı…
         Öncelikle buradan üstüne basarak belirteyim: Bu ülke 20 yıldır alıştırıla alıştırıla delirtildi. 29 Ekim günü yaşadıklarımız, bu raydan çıkışların yan ürünü görüntüler. Ben delirmedim, bu dayatılanları kabul etmiyor ve bunlara “alışma”nın da, kalıcı bir demokrasi altyapısı oluşturacağına inanmanın da bilinçsizlik olduğunu biliyorum.
         CHP kurmayları, ilahiyatçı Prof. Çakmak’ın CHP’nin bundan sonra “muhafazakar, mütedeyyin” Türkiye’nin sesini dinlemesi için Abant’ta yaptığı konuşma hakkında “dayak yedik” sözleri ile manşete taşınan bir hayranlığı ifade ettiler…
         Peki soruyorum: “Bu mudur?” CHP’nin “değişmesi”, radikalleşmesi, muhafazakarlığa ne kadar kucak açtığıyla mı belirlenecek? Yoksa bu önerilen, tersine özünden uzaklaşan, kendisi olamayan bir tipolojiye ayna önünde mahcubiyetle alışmaya çalışan, iç organı değiştirilip doku uyuşmazlığından ölüm bekleyişine geçen CHP mi?
         Evet, CHP içinde başörtülü kadınlarımız var. Tabii olabilir. AKP’nin yanlışlarını gören herkes aynı saflara gelmelidir. Ama esas soru şu: Sen ne öneriyorsun, hangi yaşam tarzına gençleri özendiriyorsun? CHP, AKP’nin “Kapanan Türkiye=Demokrasi” iddiasının çarpık mantıklı kalasları altında kalırsa, yıkılır gider. Aynen ANAP ve DYP’nin yaşadığı çöküş gibi! O zaman da “teomedyokrasi” kalkıp “yeterince kapanmadınız ondan kaybettiniz, bir dahaki sefere daha da türbanlanın” (!) diye yorum yapar, bıyık altından gülerek!
         Ana konumuz aslında şu: Din uğruna bütün dini gerekleri yerine getirenler, zevklerden feragat etmek peşinde değiller. Tam tersine ölüm sonrasında her türlü mutlulukla cennette mükafatlandırılacaklarına, birbirinden güzel “iri siyah gözlü, çadırlara kapanmış, saklı inciler gibi, onları ne cin kirletmiştir ne de insan” denilen hurilerle, refah içinde sonsuza kadar yaşayacaklarına inanıyorlar. Öte yandan nimet dünyasından talepleri daha mütevazı olan başkaları ise, bu dünyanınkilerle yetinerek flörtü, alkolü, felsefe ve sanatı, düşünmeyi ve kahkaha atmayı “şimdi, burada” yaşamak istiyorlar. Onlara da kimse itiraz edemez ve bütün kavga esasında buradan çıkıyor!
         Yani CHP, nasıl bir yaşam tarzı mı önermeli? Mesela yaz kamplarında kız erkek beraber sahillerde geçirilen seminerler, Genel Merkez’in düzenleyeceği Bulutsuzluk Özlemi, Zülfü Livaneli, Edip Akbayram,  Özlem Tekin, Şebnem Ferah’tan dev konserler, CHP ilçelerinin tüm yurtta sporu, dansı, sanatı, müziği, hatta güzellik yarışmalarını öne çıkaran neşe, estetik ve keyif dolu faaliyetleri öne sürmeleri… Yani tüm dünyevi güzellikleri kendinden emin bir şekilde ülkenin dev gençlik kitlesine sunmaya kararlı güleç bir parti görmemiz lazım artık… Üniversite yerleşkilerinde akşamüstü açık nezih café-barları, erotik kanalları savunan, devlet denetiminde randevuevlerinin serbest bırakılmasının ülkenin kanayan yarası olan ensest, tecavüz, zoofili ve korkunç çocuk cinayetlerinin önüne geçecek yegane formül olduğunu anlamış, gerçeklerle yüzleşmekten korkmayan cesur, çağdaş bir CHP! Yoksa ancak yok oluş hızını yavaşlatırlar!
         Lütfen bana kalkıp “diğer siyasi değerleri” hatırlatmayın! Onları zaten doğduğumuzdan beri savunuyoruz: Hakça paylaşım, özgür basın, insan hakları, laik eğitim, sendikal haklar, yolsuzlukla mücadele, ırkçılıkla mücadele ve diğerleri…
         1940’larda CHP yayını Ulus’un, kapaktan tam sayfa modern Türk ressamlarının nü resimlerini halka sunduğunu ve siyaseti bunun sonrasına aldığını hatırlatsam, bilmem “öze dönüş”ü daha iyi anlatabilir miyim?    

29 Ekim 2010 Cuma

Bedri Baykam / BURSA_FB macı eleştirisi / FOTOGOL..

Fener büyük oynayamıyor.

Bunu daha önce Daum'da çok yapardı. Seyirciyi deli edene kadar. Dakika
85 olmuş maçı kazanmaya mecbur olan Fenerbahçe güya gol aramak içinalay eder gibi sahaya Kazım ve Gökhan Ünal'ı ancak o dakika da sahayasürüyor. Bunu futbol ile değil psikolojiyle açıklamak lazım. Ben Aykut'un patlama yapmak için aylardır böyle bir maç bekleyen Kazım'ı Dia ve Niang'ın yokluğunda sahaya sürememesini artık anlamaya çalışmıyorum. Yalnız pes demekle yetiniyorum.! Günün yıldızlari Fenerbahçe'de Emre ve Volkan.
Birincisi sahada basılmadık yer bırakmıyor ve galip gelmek için sanki maçı kazanmak için ömründen 10 yıl vermeye hazır. Volkan ise her hafta kendini aşıyor. Dün en az 4-5 gol kurtardı.Fenerbahçe ilk yarıda orta sahada oldukça arzulu ve önde basıyor. Emre, Alex ve Semih kombinesinden doğan gol, çok iyi ama arkası gelmiyor. 42. dakika da Alex'in maestroluğuyla gelişen inanılmaz hızlı bir kontratak ta Stoch'un Alex'e gol pasını çıkartmak yerine sefalet bir vuruşla topu yerden auta attığı an maçın kırılma noktası. Futbol oynayan o ince kale direği köşesine nişan almasını zaaf gösterisi olarak anlıyorum ama affedemiyorum.
Bunun ardından 2. yarının başında gelen Bursaspor golü - ki Volkan o'nu da çıkarıyordu- skora dengeyi getiriyor. Bunun arkasından Fenerbahçe'nin panik içinde uzaktan şutlarla Topuz'la Stoch'la yaptığı sallapati gol denemeleri ve Semih'in kaçırdığı birkaç pozisyon her şeye rağmen kabul edelim ki artık Bursa gerçekten büyük takım olmuş. Hem teknik hem hızlı ve en azından Türkiye'de kimseye karşı bir kompleksi yok. Sonuçta Fenerbahçe Bursa yı yakalamak için ciddi bir fırsat kaçırdı.
Aykut ne yazık ki büyük maçları kazanacak hamleleri ve psikolojik faktörleri iyi bilmiyor...

28 Ekim 2010 Perşembe

BEDRİ BAYKAM'IN YAPITLARI "PRESS ART" SERGİSİ İLE AVRUPA'DA İKİ MÜZEDE BRAQUE, ANDY WARHOL, GIACOMETTI, MIRO, DE KOONING, ARMAN, POLKE VE TAPIES GİBİ DÜNYA SANATÇILARIYLA BERABER SERGİLENDİ...



Annette ve Peter Nobel'in koleksiyonundan oluşan "PRESS ART" başlıklı dev sergileri bu yıl İsviçre'de Kunstmuseum St. Gallen'de (30 Ocak - 20 Haziran) ve Avusturya'da Museum der Moderne Salzburg'da (3 Temmuz - 24 Ekim 2010) açıldı.



Geniş kapsamlı ve "dünya modern sanat seçkisi" vasfını yansıtma iddiası taşıyabilecek çapta, modernizmin ve çağdaş sanatın uluslararası en önemli isimlerini bir araya getiren koleksiyonda yer alan Bedri Baykam'ın iki yapıtı da bu sergilerde yer aldı.



Basın etrafında sanatçıların gerçekleştirdikleri yapıtları bir araya getiren dev sergide eserleri bulunan diğer sanatçılar arasında, Hans Arp, Francis Bacon, Donald Baechler, Joseph Beuys, Jean Charles Blais, Fernando Botero, Georges Braque, Henri Cartier Bresson, Cesar, Christo, Eva&Adele, Alberto Giacometti, Robert Gober, Raymond Hains, Marcel Janco, Asger Jorn, Yves Klein, Imi Knoebel, Jiri Kolar, Wilem de Kooning, Joseph Kosuth, Jannis Kounellis, Barbara Kruger, Le Corbusier, Roy Lichtenstein, Robert Longo, Vladimir Majakowski, Kasimir Malevitsch, Lawrence Weiner, Joan Miro, Robert Motherwell, Nam June Paik, Mimmo Palladino, Sigmar Polke, Ben Vautier, Arman, Chuck Close, Valerio Adami, Robert Rauschenberg, Gerhard Richter, James Rosenquist, Edward Ruscha, Antonio Segui, Antoni Tapies, Hans Richter, Rosemarie Trockel, Felix Vallatton, Jacques de la Villeglé, Andy Warhol gibi dünyaca ünlü isimler var.



Bedri Baykam'ın Annette ve Peter Nobel koleksiyonunda bulunan iki yapıtı şunlar:

1. "Kalbe Yolculuk." 180x130 cm. 1994. Tual üzerine fotopentür.

(Sanatçının Atatürk'ün naaşının İstanbul'u terk edişini temsil eden yapıtı)



2. "Gelişen Tehlikeyi Açıklayacağım." 150x100 cm. 1997. Tual üzerine fotopentür.

(Sanatçının babası Dr. Suphi Baykam'ın 1960'larda manşet olan bir demeci ile ilgili gerçekleştirdiği yapıt)





Sergi için ayrıca geniş kapsamlı 431 sayfalık bir katalog yayınlandı.